Gözyaşı Bardağın Sonuna Doğru

Güneşin alnını özlemiş gazetesini almış hep yüz buruşturan haberler olmalı, yine de zevk alıyor bahardan.

Gazeteden kafayı kaldırıp polenleri çekiyor ciğerlerine akşama öksürüklerinde tıkandığında bir antistaminik ama şimdi tadı başka polenin bile. Ağaçların bodur olduğunda da dallarına asılmış hep bir yerlere saklanmış anılar çıkıverecek geliverecek koca ağaçlardan atlayıp çıkıp geliyorlar birden.

marti deniz

Acıtmayanı var tabii acıtanı daha çok.

Parasızlığın egemenliğinde yoklukta hep yoklukta o ağaçlara anıları astığında astıklarında hiç tek olmadı hep birileri vardı, olmayınca anı olmuyor mu acaba? Kıpkırmızı uykusuz gözlerle çoğu hem de. Bir gülümseme geliyor suratına oturuyor. Yetmişinde olmak da vardı ona da çok var o zamanlar bu günlere çok vardı.

Ilık esinti ensesinde.

Bir soluk gibi hangi biri gelip bir nefese olan hasreti.

Hasret dediğin bir yara kanlı yara kabuğunu kaldır kaldır kanasın acısın. Şimdi değil.

Akşam masayı kurup yeniden dallardan inen anıları hatırladığında hasretine biraz su katıp biraz buz beyazlatıp. Sigarayı bırakmasa bir de hani uzunca bir nefes.

Gözyaşı bardağın sonuna doğru. Şimdilik kalsın o akşama doğru keyif olunca vakit gelince. Bir yerlerden kulağına çalan bir şey yok çalsa o çalacak beyninin bir yerinde çalan. Bir ısıtan güneş sırtında dudaklarında bir gülümseme aklına geldiyse. Rüzgar biraz soğuk mu esti?

“Fırtına ne kadar şiddetli olursa olsun. Martı sevdiği denizden asla vaz geçmez.” Demişti Albert Camus.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir