Dalya oynadıysanız çocukluğunuzda (başka yerlerde nasıl, bilemem) taşları, mermerleri veya kiremit parçalarını üst üste dizerdiniz. Kötü zamanların kötü haberleri bir bir üst üste gelir. İlla sizi bunaltacak, “Oh!” diyecek bir zamanınız olmasın sıkıştırması sanki… O sıralar sığınılacak hiçbir yer, durum göremezsiniz; aklınıza gelmez, önünüze çıkmaz. Yıldız fallarında hani, “Bilmem ne […]
Yaşam
Sıcak bunaltmış olmalı beni; Sezen’e takılıp kalmış bir haldeyim. Ne oluyor, onun da benim de umurumda değil; o öyle söylüyor, ben de “Ben de,” diyorum. “Yarım kalsa,” diyor; sevmiyorum yarım kalmalara, pek takılmıyorum. Güneşin çarpması neyse, ay çarpması… Bu yaşa gelmişim, öğrenememişim; hayıflanıyorum, demek daha öğrenilecek bir şeyler kalmış. Pek […]
Solak olmak iyidir. Teknik bir adamdı babam; takımları kullanırken, anahtarları tutarken hep yanlış elimle yanlış tarafa sıkıştıracağıma, gevşeteceğime belki inandığından sol elimle iş yapmama kızar, feci kızardı öyle diyelim. Çocuğum; onun yanında neyi nasıl yapmayı öğrendiğim, çıraklığımın yarısı bu el tersliğiyle de geçmiştir denebilir. Yemek yemek de aynı koşulları taşırdı, […]
“Maymun olabilmeliydim,” diye düşünürüm bazı zamanlar. Uzandığım, tuttuğum dala güvenebilmek… O dalı bir anda, en ihtiyaç duyulduğu anda bulmak ve seçebilmek… Belki de insanoğlunun en beceremediği… Sadece bensem, o kadar çok sevinirim böyle olmadığına; seçemeyenin, o dalı bulamayanın bir tek ben olmama… Çoğu zaman bir şeyleri seçmek durumuyla gider hayat; […]
Biz maddenin üç halini bilirdik; tahta sonradan devreye girdi madde olarak. Şaka bir yana, daha kaç hali daha varmış… Evlere bile girdi plazma hali, öğrendik sonraları. Bu bizim kısacık dediğimiz, şimdilerde biraz uzatılmış, uzamış bir ömrün öğrenirken, öğrendikten sonra yeniden öğrenilmek hali. Hepimiz neredeyse plakaları 67’ye kadar olanları ezbere bilirdik, […]





