Öyle çok değil; zaman birdenbire durdu. Kalem, affedersiniz, adeta kabızlığa girdi. Ara sıra yazıyorum, başka başka şeyler dökülüyor kâğıda ama bir türlü demek istediğime varamıyor. Yazdıklarım bende kalıyor; manav kasasında pörsümüş bir domates gibi, ortaya çıkacak hâli yok. Bana bile zevk vermiyor artık. Oysa söylenecek, yazılacak ne çok şey vardı. […]
Hayatın bir yerinde, kendinizden bir anda kopuverdiyseniz, “Olmaz” demeyin—bal gibi olur. Bir başka kişi olma durumu, bir kılık değiştirme, bir kimlik değiştirme hali mümkündür. Ve bu kopuş, bildik bir yerde ya da tanıdık bir durumda gerçekleşmez. Hem kendinize hem de sizi tanıyan, bilen insanlara yabancılaşırsınız. Birdenbire, anlattıklarınız ve bildikleriniz size […]
Yine, yeni, yeniden… Tam öyle olmasa da, “Nereden çıktı bunlar?” diye kafamızın bir köşesinde bağdaş kurup oturan, hiç de “işimiz olmaz” denilemeyecek kavramlar var. Kötülük… Nasıl olmuştur, nereden çıkmıştır? Hep onun kazanması üzerine mi kurulmuştur bu dünya, bu evren? “Hee, öyle denilebilir de…” Bunun için, ta en başına gitmek lazım. […]
Bir bakış değişikliğiyle, başka bir yerden senin, benim, bizim evrenimize, o kocaman ama bir o kadar da minik evrenlerimize bakalım. Yeni bir teori değil, ama yeni bir yerden… Kimseyle aşık atacak halde olmayan bu bakış, biraz zorlama ile fiziğin solucan teorisini andırıyor gibi gelebilir. Konu biraz böyle. Özellikle fiziğe dokununca, […]
Zaman her şeyin ilacı. Bir yerlere bıraktığınız, artık bir anı toplamı olan bir şeyleri… Birilerini, birini… Bir garabeti, bir sevgi yumağını… Adını tanımlayamadığınız, koyamadığınız o bağı… Bir yerlerde elinizden kayan, düşen, tutamadığınız her neyse; değerlerini tarifinize bile almadığınız, yaşamınıza dokunmuş, orada kalmamış, bir yerlerde kendine yer edinmiş şeyleri… Bir kuantum […]





