Işığı içine kaçmış

Yağmur suları sokağın iki kıyısından aşağı koşuyor. Önce gökyüzünden bir koşu iniyorlar yere sonra bir koşu denizde bile bitmeyecek bir yarış, bir dalga olup ayağımın altındaki kumu almaya çalışacak o zamanda. Sanki ıslatmıyor gibi. Yüreğimin kapısının çalındığı anlarda ki gibiyim, ıslak. Kapıyı çalıyorum. Uyanık gözlerin tavanda, duymuyorsun, açmıyorsun. Çalmıyorum kapıyı, kapında değilim o an. Yüreğimin kapısında yağmurun dokunuşları var o kadar. Her dakika yeni bir can öyle mi?

Köle Dilber’in satılırken bildiği bir şey vardır. Satıldığını bilir (Sergüzeşt). Genlerinde vardır, insan oğlu alışkındır sever. Boş ver. Yağmur damlalarının koşusunda ıslanmışlığımla, sabahın az öncesinde bir çukurunda sokağın bileğime kadar battığımda, dudağımdaki ıslığın şarkısı karıştığında inde pek iyi bir şeyler yokken ve ayak sesleri yağmurun şırıltısında kaybolmuşken.

Uyandırmak için camın tıkırtıları en yüksek basamağına çıktığında ve karanlık gürültüden kaçıp ortalık ışımadığında henüz. Uyandım. Bir sır vereceğim dedi tıkırtılarla, gecenin en karanlığında daha vermedi uyandım. Rüyanın yarısı kafamda yeniden sarıyor, yeni baştan başlayıp bu sefer sonunu göreceğim. Günü kovalıyorum çabuk çabuk geçip yaralamadan hatırayı, anıyı, rüyayı gitsin, bitsin diyorum. Zedelemeden her ne varsa çıkınımda bugün bitsin. Işıksız, ışığının çoğu kaçmış bir gün sabahında. Düşünmek bile yorucu. Satmıyorum, esir olmayacağım güne. O da bir köşeye sinip benim ortadan kaybolmamı bekliyor. Bir sade kahve lütfen, falı güzel olanından. Gördün mü balığı bak? Kısmetin var dercesine.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir