Tutulmayan Sözlerin Gölgesinde: Özlememiş Olmayı İsterdim

Tutulmayan Sözlerin Gölgesinde: Özlememiş Olmayı İsterdim

Özlememiş olmayı çok isterdim; söz verildiği gibi olmadı, olmuyor. Birbirimizi özlemeyeceğiz, değil mi? O kadar kolay bir baş sallamasıyla kabullenmeydi; olmadı, olmuyor. Sonra içini kemiren o duygu olarak yerini alıyor. Bunu böyle umursamaz bir tavır takınarak anlatmak bile kolay değil. Başını koyduğu yastıktan zor çevirerek o kadar söz aldı ki… Hemen hiçbiri tutulmadı, tutulamadı. Söylediğimiz onca yalanı kucağa bırakıp alıp başını gitmeler… Verilen sözleri sadece ben mi tutamadım sorgusu da var.

Bırakın gökyüzünü, içinizde gezegeniniz hiç olmadı mı? Gezegende gülünüz…

Gün batımlarını seyretmenin, hem de günün her anında biraz yer değiştirip keyfinizin içine edilmeden defalarca gün batımlarını seyretmediniz mi?

Tabii hâlâ bir merak; acaba?

Artık sormayacak kadar… Çok sorulunca için bir yerine yerleşmiş onca yetmezlikler gibi; sesi soluğu, belirtisi biraz ateş, biraz öksürük… “Aç ağzını bakayım, hımm tamam yerleşmiş artık ne yapacaksın?” Artık “çık git” diyemezsin, çok zor. Bırak otursun kalsın. Dikkat et, bir maraz çıkartırsa tamam, o zaman gel icabına bakarız. Ne o, bulamadık mı onca dizi içinde halledecek bir kahraman? Sen büyüksün, yap bir büyüklük şimdilik; yoksa çok uğraştıracak seni.

Öylece zamana bırakılmış bir dolu mevzu… Yetmiyor kalem kağıt, yaz yaz bitmiyor. Zaten ne yazacaksın? “-mış’lı, -miş’li” hallere çoktan dönmüş anlatımlar; masal olmuş anlayacağın. Boş ver, yapay zeka bile anlamaz sorsan; en son “Ben ne yaptım, bana ne kızıyorsun?” savunması yapar. Araya girmez benle benim arama; “Ne haliniz varsa görün” biraz ileride kabullenmesi gelir ona da.

Benim kelimelerimi, cümlelerimi bana bırakıp gider. “Al senin olsun, sana kalsın, senin işine karışanda kabahat” hani ne fırlatacaksa artık…

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir