
Kalemin hep bir sivri tarafı var. Uçuk kaçıklığa pek de yatkındır kendileri, ne de olsa ait olduğu şimdilik benim. Orta halli bir otobanda gelişmiş bir araç, ileri bir zaman diyelim, hız sınırı biraz hızlı, biraz değil, bayağı; hani ışık hızının az üstünde. Kütle en son evren kadar ağır, tam o anda birden başka bir duruma, hadi hop başka bir evrene.
Buranın aksine kuarklar kardeş kardeş sarılmayı bırakmış, kanlı bıçaklı birbirine saldırır halde; proton çıldırmış olmalı, elektronun peşine düşmüş. Elektron “senle işim yok, git kendi içine” kaçmalarında. O evren kadar kütle olmuş sana bir pamuk, avucunun içinde uçtu uçacak. Anti madde çoktan halletmiş onu kuzu misali çılgınlığı ile ünlenen ben ne yapsam beğenirsiniz.
Ne yapsam yeridir, tahin mahmin yapmıyorsunuz, biliyorum. Hayret bile etmiyorum bu duruma, o kadar söyleyeyim sanki. Sebep basit, ben de artık ben değilim; bir rehavet, bir umursamazlık. Hani matematikte buluyorlar, var diyorlar ya, işte tam öyle.
Ne oldu benim simetri, benim? Ne diyorlardı, paralel evrende ayna yansımam. Bir hoş olup bakınıyorum. Sicim, M teorisi, süper simetri, görelilik hak getire. Ne vardı az biraz yavaş, az biraz… Her neyse, olan oldu, buradayız artık.
