Çok Uzaklardayım

kelimeler-sozler

Kağıt kalemle yazmayı seviyor olmak güzel bir şey eski alışkanlık. Bir yerlerden bana “Çok uzaklardayım” diyor olmalısın belki kokun sesin gelmiyor. Kelimeler yerli yerine oturuyor ki bir şey bilmeden duymadan kelimelere saklanıp en çok da belki ye tarif etmeye çalışmak her şeyi her şeyi tam da bana göre baktığım yerden. Cümleler sırf bu yüzden bitmeden devrik daha bir anlamlı oluyor. Yağmur da ayağı yerde ıslanmasın diye kendi sırılsıklam yağmur altında olsun şakır şakır şiddetli denilen cinsten yağmur ayağı ıslanmasın seke seke kedi aheste aheste üstelik bastığı yere dikkatli yürüyor sabah olalı çok olmuş ışığı yeni yeni öyle karanlık gibi aydınlık gri.

Böyle zamanlardan birinde yine böyle bir sonbahar olması lazım trendeyiz eski çok eski İstanbul a girmiş daha Haydarpaşa ya çok var bir dostla o artık şimdi aramızda olmayan halasına gidiyor mutlu dışarıda yağmur trenin camlarında o sabah yağmur vardı İstanbul da şarkısı pelesenk olmak üzereydi biz duymuştuk. Kanırtılmış cılk irinli yaralar vardı bende acıyordu dokununca acıtıyordu yağmurun her damlası. Yaralar hayatın vücudunun her yerinde. Vapurla karşıya geçecektim Güverteye yağıyordu şiddetiyle damlara evlerin çatılarına ardı kar denilecek soğuktu irinli yaralar soğuğa rağmen sızlıyordu. Çözümsüz her kesişmede kavşakta bir yara bir de yitmek yitmeyi tercih etmek masada ne varsa karşılığında kendini sürmek elde ki en küçük kağıtla üstelik yiteceğini bile bile.

Var mısın?

Çoğu sorulduğunda yine o kelime belki. Artık tanıdığım bir kent bile değil. Oysa bitiğini biteceğini taa baştan el yordamı daha en baştan. Sandalyelere oturuyoruz. Tembelliğine hayranım biliyorum benim çizdiğim anlattığım acısını yaşadığım değilsin gideceğini öleceğini bildiğim halde daha tanışırken öldüğünü bildiğim. Üstelik burayı bu şehri hiç yaşamadığın bilmediğin içinde ki mekanları seni yazdığım çizdiğim yerlerin hiç birinde. Bir kitabın sayfalarına karışmış olmaktan başka tek tük yazılmış çizilmişliklerden tariflerden şarkıdan öyle söylüyor kimsin nesin bilmeden bir küçük öyküye takılıp herkesin yaşadığı beynime sanaldan çok gerçek gibi. Yalnız oturulmuş çay bahçeleri kafeler yalnız içilmiş çaylar kahveler yalnız anlatılmış öyküler masallar varmış gibi tek başınalığın arkadaşlığı.

Radyo da Lili Marlen çalıyor epeydir dinlememiştim Zagrep radyosu değil. Rüyalarda görülüp ucu bucu kaçık pek hatırlanmayan gölgelikte.

Pek acı birikmiş olmalı saçaklanıyor hatırladıkça kırçıllaşıyor bazı yerleri gözyaşı çıkıpgeliyor yerine saçını tarken ağlayan bir kız çocuğu oluyor az önce kafasına tarakla fırçayla şiddet yok şiddet asla akşamları üşümek kelimeleri çalıyorum betona sere serpe ne sere serpesi bolu boyunca bir anlatılanda her yer pis iğrenç ıslaklık yok etmeye yok edilmeye oynanan sahne kokusu burunda kalıyor içini çekerek ağlayanı da kanla irinin kokusu akılda .,

Aramızda küçücük gezegeninde çiçeği gülü olan çocukla o anlatıyor meraklı sorular soruyor yokluğunda sevişiyoruz seninle. Yapraklarını veriyor ağaç el yordamı yaşamaya devam bahara kadar hüzün e teslim.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir