
Sabah yine karanlık, bana göre erkenciyim. Benimle yemek yemesi çok zor. Bir kaptırıyorum, karşıda oturan bir şaşkın; çatal, kaşık, bıçak, kendimi koyuvermiş bir halde. Gel de yemek ye karşımda, farkında bile değilim. Kafa bir şeylere takılmış, takıldığı yetmemiş, bir de takip; acaba diye başlayan, sonrası yokuş aşağı kaptırılmış. Gece bir kaç kere uyanılmış, peşine düşülmüş bir düşünce. Üstelik bir de “yaa bırak gideyim” telaşıyla benden kurtulmaya çalışıyor olması, bende bir hırs: tut, bırakma, kaçmasın. Uyku kaçmış, umurda bile olmuyor hali, peşindeyim.
Efendim, bir dolu konu var elbette. En sıradışı olanı tanrı parçacığı higgs bozonu. Bir gün gelir, o gün bugün bile olabilir, abi ben çok çalıştım, artık emekli olmalıyım veya işi bırakıyorum ben ya filan derse. Hani siz düşünmeyin, ben dizginlerini zor tutuyorum keçilerimin, gidince pek geri geleni yok, söyleyeyim ona göre. Zaten çok az bir farkla uzatmaları oynayalım, bu da oynasın ne var denilerek, olsa da olur olmasa da tarzı bir seçilim sonucu, çok az bir farkla olmasa biz olmazdık. Hani babadan gelen iki milyar da bir siz olmuşsunuz, başka biri yapışsa yumurtaya, bırakmasa o galip, siz tepetaklak bir başka bahara bile değil, yeni baştan; ha bu portakal iyi, babam beğenir portakala yerleşip yeniden bir tur daha vitamini olmak telaşına düşüp belki hani denilerek bekleme vitamin olarak. İşte başlangıçta, taa en başta bir an, öyle daha yeni başladık, bir soluk alayım demek anına daha çok varken, ilk anda hadi sende işbaşına denilerek, her ortama gir, herkesi ağır abi yap, ağır abi olma hali nasıl olur tamam, koş bakayım dolduruşuyla bütün evrende ne varsa hepsine bulaşmış. Onlara nereye gidiyorsun bensiz mafya tarzı bir omuz atma, belki koluna girmiş biri bu higgs.
Bir yerde, hani o kapı fedaisi gibi aldığı işi bırakırsa. Evrenin her yerini, her zamanını bilmek ne görmek hiç kolay değil; öyle kör bir haldeyiz ki ışığı bile hissetmeyen bir ama bir kör olma hali. Sadece matematik diye bir baston var elde, sağa sola tıklayıp o da ne lan buradan yeni geçiyorum, tavuk mu fare mi yılan mı, haa Ahmet ağabey sen misin, sana mı dokundum, sesini çıkart korkuttun beni dokundurmasıyla matematiğin ne bulursa onunla şimdilik bir yol alma. Tabii bastonu tutan elin zekası öyle arkayı dörtleyelim havasıyla çalışan bir dolmuş motoru da olamaz haliyle.
Sabahın körü çekilmez bir haldeyim anlayacağınız.
