Bir insan ne zaman ölür?

Kendi kendine soruyor gibi sordu. Cevap beklemiyordu. Devam etti.

– “Erdal Öz “Gülünün solduğu akşam“ demişti, Denizlerin hikâyesini anlatıyordu. Romalılar “Onu anan en son adam öldüğünde” demişler. Bir taş yapıtta. Bu gün birden aklıma geldi anmadığım, bir yerlerde lafı geçmeyen, bir siyah beyaz bile olsa bir fotoğrafta görmediğim epeydir. Hayatımın bir yerinde yan yana gelmiş, bir masada oturmuş, bir daha çok andığım birinin anlattığı ondan duyduğum, bir öyküsü olan dinlediğim başına her ne geldiyse merak ettiğim, hayatımın içine girmiş, sızmış, dokunuvermiş her nasılsa öyle sonra beynim onu bir şekilde günlüğüme kaydetmemiş devretmemiş kalmış eski sayfalarda kalmış öyle. Hatırlanmadı mı ölür insan. Ben demedim biri demişti kimdi? Onu da unutmuşum”. Güldü kısık yaramazca bir gülüştü aklına bir şeyler gelmiş olmalıydı. Bir sigara aldı masanın üstündeki paketten ağzına götürüyordu vazgeçti elini bir tabanca yaptı namlusu sigaradan doğrulttu ateş eder gibi.

insan

– “Kommen kommen sen öldün çık“ dedi gülerek. “Çocukluğumuzda oynardık bilirsin işte. Öldürmüşüm çok kişiyi, hele öyleleri var ki nasıl olup da bir lafını etmiyorum epeydir bilmiyorum. Bir oyunda öldürür gibi kolayca anmaz olmuşum hayatımda çizdiklerini silmişim, silinmiş değil konuşamaz olmuşum, bitmiş, gitmiş. Hiç gelmemiş gibi.”Sigarasını yaktı bir derin nefes çekti daha ölen yoktu, sadece o öyle sanmıştı, korkmuş, belki de utanmıştı. Hani anlatmasa da anmıştı işte bir duman üfledi uzun derin bir listeydi sanki isim isim bir yoklama.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir