İstanbul Yaşadı mı Her Seyi Dibine Kadar Yaşar!

Yoğun trafik yağmurun araya girmesiyle kalabalığını toplamış yollara sayım yapıyor kim ne kadar geç kalacak? Başka bir sorum yok oturabilirsiniz arabanızda. Dışarı çıkmayın ıslatırım bak emri geçerli. İstanbul yaşadı mı her şeyi dibine kadar yaşıyor tabak yalaması bir yaşayış boş tabak başka kaldı mı bakışları? Öylesine tüketmecesine. Televizyonun sesini kısıyor, […]

Ben Yalnızım

Kalabalık masaların konuğudur yalnızlık, paylaşmadığın bardağından yudumlarsın. Arada bir gülümseme kime baktıysan ona torbadan bir tane seçilmemiş. Gözler karşılaşmaz, karşılaşsa da nadiren konuşmazlar, bir şey anlatmazlar dilsiz bir bakış acelesi olmayan arada bir gelen var mı? Diye arkasını kollayan bir duvar diplerinde kaçan bir bakış. Açılmamış, çalmamış, edilmemiş, konuşulmamış telefonlarda […]

Bir insan ne zaman ölür?

Kendi kendine soruyor gibi sordu. Cevap beklemiyordu. Devam etti. – “Erdal Öz “Gülünün solduğu akşam“ demişti, Denizlerin hikâyesini anlatıyordu. Romalılar “Onu anan en son adam öldüğünde” demişler. Bir taş yapıtta. Bu gün birden aklıma geldi anmadığım, bir yerlerde lafı geçmeyen, bir siyah beyaz bile olsa bir fotoğrafta görmediğim epeydir. Hayatımın […]

Yürek Kuruduğunda

Çizgi romanların, özellikle Lucky Luke – Red Kit fasiküllerinin bir yerinde gökyüzünde dönen akbabalar, ardından kumların üstünde bir çizgi bırakarak sürünen ter içinde biri, güneş öyle acımasız yüzü olsa bir hain bakış. Susuzluk bir yağmurla biter her kes şapkasını havaya atar hemen bir şeyler çalınır dans eder oynarlar.   Yağmursuzluk […]

Şu Saatte Gel

Önce bir el çırpış bir sonradan öğrendim gel işareti, emekleme karışımı sürünüş ödülü gülümseme. Bir çağırış bir yol gösteriş bir el tutuşun sonrası. Yollarımı hep gösterdiler sıralar oldum, bir merdiven çıkış bir yol gösterme önünden gidenin peşinden kaybolma. Kaçışlara kaçışlarıma kapılar görevliler, hademeler, demirler yüksekçe gel dedikleri zaman gelme, git […]