
Bırakmıyorlar bir güzelliğe teşni olmaya, bir ruhu rahatlatmaya, bir zincirlerden prangalardan kurtulmaya; iyi şeyler düşünmek için hiç olmazsa beynin bir yerini… Hani “Arkada yer var, arkaya geçelim,” der ya belediye otobüs şoförü; öyle bir boş yer bulup, belki boşaltıp birazını… “İnecek var,” hani daha fazla gitmesin, burada bırakalım; bizimle o kadar yol daha neden dolaşsın? İndirmesiyle hani yer bulup biraz keyifle, daha gülümseten bir zamanı, bir anı… Belki ayakta olmaz, yer veren bile olur halde yaşasak, yaşayabilsek.
Bırakmıyorlar denilince; dünyanın zaten çivisi çıkık, beş dakikası beş dakikasını tutmuyor. E, bizim köy deli danası bol; kessen ayrı, yesen ayrı, elimizde bunlar var. Zevk veren biraz müzik vardı kuytusuna kaçabildiğimiz; Sezen susmuş gibi, Vedat Sakman ürete ürete bıkmışlık, kendini tekrar etmeme… Yine de Müslüm Baba gideli epey oldu; yapay zeka dolduruşları, onlar da yakışmıyor, çiğ kalıyor. Klasik takılıp hep çello, hep çello; o da baydı biraz. Flüt doyursun kulağı; nerede? Mekanı cennet olmuş, sessizliğin içinde dinlenir sessizlik; uzayda bile yok, ben gitmediğim için yalancısıyım söylenenlerin. Daha ne olsun diyeceksin de bakayım; nasıl, memnun musun halinden? O da nereden… Bileceksin “He,” de gitsin. Peynir zeytin onda, şu bunda o varmış; yeme içme, onu da elimizden alıyorlar neyse.
Biliyorum; psikolog sırası bekler durumda, içeriden geçen sızıları, sızıntıları dinler, kulak misafiri olur haldesiniz bunları duyunca.
Kuantum kafayı takmışlığım var denilince; kulak misafiri oluyorum, her şey tıkırında gibi bir durum var sanıyorum. Her şey yüzde yüz yerli yerinde; parçacıklar görevlerini sıkıntısız, tam olarak yapıyorlar; kaytaran yok. Ben öyle algılıyorum, biliyorum o da fasa fiso çıkar gibi… Artık bana oyun; hatta hiçbir şey, hiçbir durum kusursuz değil. Düzenler, düzenekler kusursuz sanılan… Bak, bu da böyle dedikleri; seyrederken, bakarken gözden kaçanlar filan düşünülse de, düşünsem de hemen hepsi kusurlu. Kusur bana göre değil hani; genel görecelik “Bana göre,” der ya, değil; hepsi kusurlu olmalı. Hesaplar öyle; tıpkı biz, tıpkı ben.
Yeniden kitaplara dönmeliyim en kısa zamanda; kafayı yeni baştan restore etmeliyim. Kafka okumalıyım; kendimle kavga etmeyi yeni baştan öğrenmeliyim.
