Stanford Deneyi ve Modern Dünyanın Sansürcü Zihniyeti

sansurcu-zihniyet

Öğrencilerin gardiyan olduğu Stanford deneyi bir gerçeğin de altını çizer: Yetersiz, sağlıksız, algılara açık atamaların, yer göstermelerin, “Sen busun, sen bu ol,” demelerin… Özellikle deneyim ve liyakatten orayı edinmesi mümkün olmayanların davranış bozuklukları hep ortaya çıkar ve vardır, var olur.

Eline sadece bir dütdüt makinası verip “Buradan girenlere bir bak, uygunsuz olanları bildir,” (sana göre ne uygunsuzsa) bırakılan kapı görevlilerinin nasıl hınç yüklü oldukları statlarda görülür; en göze batanı, en hani “Ben yapmadım,” denemeyeni o olduğundan bir örnek.

Yetersiz, sansürcü zihniyetlerin nasıl bir yerlere hakim olup “Sen yazma, sen çizme, sen konuşma,” dedikleri… Magazin değil, haber yazın gruplarında; “Bu iyi değil, bu kokuyor, bu bulaşır, bu bulaşık,” kafası… Yetki verilince Stanford deneyi gardiyanlığı hemen kafasını kaldırır: “Ben buradayım, benim dediğim olur!” Neredeyse mezarlık girişlerine de bıraksan “Benim dediğim olur,” yazdıracak kafa.

Bir yazının karşı olması, özellikle senin tarafında olmayan bir şeyleri övmesi, savunması ne yapar, nasıl bir yıkım, nasıl bir çatlama patlama yapabilir? Bir yazının içeriği her ne olursa olsun seni yıkabilme kuvvetinin olması; senin savunduğun kalelerin, topluluğun (adı her ne olursa, içinde ne kadar şu bu varsa, adı her neyse) onun zayıf, aynı zamanda karaktersiz… Karaktersizlik şöyle: Direnme gücü zayıf bir yapı olmasıdır. Bunun savunulacak bir yanı yoktur. Bu böyle çokça; 12 Eylül öncesi forumlarda, toplantılarda bölünmenin basit, kırılgan, zayıf yapılara işaret ettiğini ve o yapıların ideolojisi ne kadar iyi olursa olsun kendini korumasının, fikirlerini sunabilmesinin imkansız olmasa bile zor olduğunun bir göstergesi sayılması gerektiği söylenirdi. Öyle de oldu; her fikir giremeyip, her fikir yer bulamayınca yapılarda, sağ sol fark etmeden içine bir başka üretilmiş mantar tarzı varlıklar girip bozula bozula çöktü, çöküldü.

Bu; niye sansürün iyi bir şey olduğunu savunan ellere uygulama sopası veren, “Bu yazılmasın, bu okunmasın, buraya girmesin,” telaşıyla hareket edenlere geçmişten bir fısıltı olarak değerlendirin: Kurallar sizi denetlemesin, siz kurallı denetleyin. Görmeyeceksin bile sen bunu, yine de görenler sana da anlatsın diye… Elinde sopa, “Giremezsin!” Tamam girmiyoruz kardeşim; sen orada olursan girenlerin niteliği seninle sorgulanacak, bileceksin onu da.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir