Çocuk Gibi Tepindiğimiz O Zamansızlık Hırsı

zaman-yol-hayat

Tarzımızda bir değişiklik yok; aynı araç, aynı yol… Zaman aracı, yolu ve bizi yıprattı, yıpratıyor, o kadar. Gittiğimiz yer aynı; o bile biraz yıpranmışlık taşıyor. Eski ben biz, ben biz değiliz veya öyleyiz… Dünya çok döndü, biz dayanamadık, savrulduk. Yaşadığımız zamanın nesini, “Evet bunu çok beğendim, bu benim olsun,” ısrarıyla elimize alıp sıkı sıkı tutup market çocuğu gibi yerlerde tepinip bağıra bağıra ağlayıp sahiplenme duygusundayız, isteriz.

Her şeyden önce altımızda, yanımızda, üstümüzde yaşanan savaşların neresinden tutup “Bu haklı,” diyebileceğimiz bir yanı, yönü, gerekçesi var? Siz bir yerlerden “Şu haklı, ben onu tutuyorum,” diyebiliyor musunuz? İnanılacak, söylendiğinde hemen inandığınız bir şey var mı? Ne kaldı dinlediğinizde “Bu doğrudur,” kesinliği taşıyan, ne var?

Her şeyi sorgulup değersizleştirip bize aitliği kalmayacak hale getirdikten sonra… Posasını bir de utana sıkıla “Tamam, bunu sahiplendim,” dediğiniz, diyebildiğiniz üç beş… O da artık “Yahu tamam,”a denk getirdiğiniz şeyler.

Gözünüze, kulağınıza bile bir inancınız kalmadı diyebilir miyiz? Evet, kaybedilmiş her şey gibi kendi kendimize bile, ayna karşısında bile “Acaba?” ile baktığımız bir dünya düzeni bize kurulmadı mı, bize sunulmadı mı, tabak tabak ikram edilmedi mi?

Bakmayın çok yalnız oluşumuza; onca çok “kendimiz” var ki kendi kalabalığımızdan sıkılır haldeyiz. Hangi birini ne zaman ortaya süreceğimize bile karar verecek bir seçiciler kurulumuz bile oluşmamış bir halde… Etraftaki çoğullarla üstünkörü bir baş sallamayı bile “Acaba bu hangisiydi, bu hak eden miydi baş sallamayı?”… Korkmak değil, “acaba”nın getirdiği bir tedirginlikle “Günaydın”ları, “İyi akşamlar”ı bile biraz da saklayarak verir, alır haldeyiz.

Aynı yol, aynı araç… “Zaman ne çok şey alıp götürmüş,” diye bir de zamanı suçlayıp “Ulan tutun, kaçmasın!” kovalamacasında geçiyor hayat, sanki çanta araklayıcısı…

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir