
Sarı öküz hayatın önemli bir yerinde defalarca karşımıza gelir; veririz, vermeyiz… Genelde verdikten sonra onun sarı öküz, çok sonraları onun sarı öküz olduğunu görür, anlarız. Verilmiş çok sayıda sarı öküzümüz, sürüyle sarı öküzümüzün olduğunu fark ederiz.
Sarı öküz, kaybetmeye başlamanın bir söylemidir. Bir yerde direnilmesi gereken anda, “Hayır,” denilecek, denilmesi gereken… Zararın başlaması anında, daha başlamamış bir durumda durdurabilmek varken; zarar olmadan, belki biraz az olurken “Dur,” diyebilmek varken yapmamış olmak; sarı öküz denilen o kaptırılmaması, belki “En önemsiz,” diye göz ardı edilerek gitti gidere bırakıp öyle kaybedilmiş bir yapı.
Hayat hep karşı tarafın sarı öküzü alıp keyifle seyreder halde olması hali hiç değil; memnun olup sarı öküzü alıp “Eyvallah, bu yeter,” havası hiç olmuyor, yetmiyor. Sarı öküz kimseyi doyurmuyor olmalı ki ardından “daha daha”ya dönüşüp kayıpları çoka getirip kaptırılan o ilk parçanın, sarı öküzün kaybının hayıflanır hale gelmesidir.
Ya sarı öküzün ne olduğunu tanımlayamadıysanız? Daha doğrusu kaybettiğinizin sarı öküz olduğunu bilmiyorsanız, “Sarı öküz bu,” denmemişse, diyebilmemişseniz, idrakinizde sarı öküz yoksa… Sarı öküz zamansa; zamanın kaybı sizin sarı öküz tanımına konmadıysa, koymadıysanız, zaman kaybını, hem de büyük zaman kaybını sarı öküz olarak saymıyorsanız, hiç saymadıysanız… Sürülerle kaybedilmiş onca sarı öküzünüz varsa… Bilmiyorsanız kaybınızın, daha sonraki kayıplarınızın başlangıcı (adını koymamış olsanız bile) sarı öküzün kaybının gelecekteki tüm kayıpların başlangıcı olduğunu.
Siz siz olun sarı öküzü, öküzünüzü kaptırmayın; kaptırmamak adına boyayın, sapsarı boyayın üstelik, fark edilir olsun, sizin olsun, sizde kalsın.
