Bu son olacak demeden yaşanan sonlar akılda öyle kalacak. İstemesek de hiç istemesek de öyle. Bir son resim son olduğunu bilmediğimiz sonraları başkası olmayan kolların dolanmış boyuna. Bir mehtap kalacak o gökyüzünde her gördüğün de bu o değil dediğin. Çoktan ayrılmış dünyalardan gelip sonra tekrar kendi dünyalarına dönen ateş böcekleri […]
Koşar adım gittiği yerden yine koşar adım, koşarak kaçarak dönüyordu. Hayat işte böyle bir şeydi. Yatağın en kuytu, en sıcak, en esintisiz yerine der top olup yorganı başına çekip hayatın ışığından sesinden uzak yaşamak. Belki ölmek kıpırdamadan beynini dışarıda bırakmak. Ağız dolusu küfür etmekten, sinirlenmekten, içinde kalmasından, her şeyi çıkaramamaktan, […]
Bir dolu hüzünden sonra bir avuç değil bir sırt yükü yokuşa sarmış bir hamal nasıl taşınır aklın sığmaz öyle kocaman ağır mı ağır terleten hüzün denilen. O kadar çok değişen belki her şey yeni baştan eskitilmişlikleri bir desen içi yaşanmamışlıklar yüzünde ben buradayım desin deseni. Karşında bütün arsızlığı kabullenmiş bu […]
Oturup ölümden bahis açmadığımız, konuşmadığımız bir günümüz olmasını istemek. Cellata kimi öldüreceği yetkisini verdiğinizde. Genç Osman padişahın boynuna ip dolamayı kendine yetkili gören cellat gibi her istediğini öldürmek, ve Osmanlı’nın genç Osmanı olmak. Bütün öldürmek emirleri senin sadece yaşamanı elinden bir iple bir püsür adamın elinde. Ben Cihan Padişahıyım. Tam […]
Bir telaş. Bir çökmüşlük. Bir yokluk. Gecenin ışıklarının hepsi ele geçirilmiş. Yok edilmiş bir hayat. Köhne bir hücrenin demir parmaklık ardına hapsedilmiş bir yürek. Hepsi bir. Bir tek. Tek. Yaşanmamışlık, benzeri yakını bile yok. Titreyen bir yürek, kan kokusu almışlar mıdır? Ölüyle, ölülerle aynı yatağı hücreyi, aynı sürgünü yaşamak aynı […]





