
Silinemez bir hafıza vardır; bilgisayarlara benzemez. Format atılmış gibi olmaz. Bir şey silindiğinde artık sen, sen değilsindir. Zamanlara savrulursun; hesapsız, kitapsız. Orası sana bile kalmamış bir yerdir. Fazla kurcalamamak gerekir.
“Ne olursa olsun” diyerek başlayan hallerde, kaybedecek bir şey yok sanılır. Olsa bile, “o kadar da değil” denir. Kumar masasının başına oturmuş gibi, ortaya ne konduysa onunla yetinildiği sanılırken, bir bakmışsın her şey gitmiş. Orada kalmışsındır. Hayatı bir yerlere taşımak zor gelir belki ama bir noktadan sonra hayat seni taşımaya başlar. İşte tam o anda, az biraz durup geri gitmek zorunda kalırsın. Kaldığını bilmek, bunu düşünmek, beyninin bir köşesine yerleşir ve orada kalır.
Özlenmiş haller öyle yoğundur ki, hangisini seçeceğini bilemezsin. Sabah uyanırsın, başucunda ne varsa önce onu alırsın. Bitince aklına gelen bir başkasına uzanırsın. Onunla yaşarsın. Gün, hatıraların elinden tutup seni gezdirdiği bir zamana dönüşür.
Her şey biraz daha anlaşılır hale geldiğinde ise, yine aynı ses yükselir içinden. “Hadi, yine.”
Ve akıl, bir kez daha kendini karıştırmaya başlar.
