Sabaha Daha Vardı

Bir kahve alır mısın?

Soru buydu. Sorulmuştu. İçinde binlerce başka şey sorulmuş olmalıydı. Öyleydi. Sabah olmak üzereydi. Dışarıda ıslatmaktan daha büyük işler başarmaya azimli bir yağmur vardı. Beklemedi cevabı evet diye kabullendi gitti bir koca kupaya, doymalık derler ya öyle doldurdu kahveyi üşümüşlere yararlı olurdu fazla şeker ama yine de sordu?

kahve ve yağmur

Şeker alır mısın?

Kafa sallamasıyla cevaplandı. Ne kadar olduğu bakışlarla ayarlandı yanına yeter diyen bir el işareti. Kahve geldi. İlk yudum alındı, beklendi, bir baş hareketi ile güzel bulundu. Sabaha yakın bu zamanlarda anlatılacak bir şeyler olmalıydı. Bekledi. Gerilimli, melankolik sert bir hayattan bir şeyler ya da neşeli düşülmüş bir çukur gülünecek kadar can yakmış bir çarpışma hani o kadar derin yaralamamış bir darbe. Sabah havadan sudan geçecek bir zaman kalmış ta olabilir.

Çok yağıyor mu? Hani laf açılsın kahve bitene kadar hiç olmazsa sorusu.

Yağıyor.

Konuşmayalım, cevap bu kadar üşüdüm yağmurdan kaçtım geldim sadece bu şimdilik cevabı.

Elindeki bezle tezgahı silip öteki tarafına kadar kayıp gitti. Oradan bir bakış attı, kahve işe yaramış sıkıntıyı yüzden almıştı o nu gördü.

Sabaha daha vardı, dışarı da yağmur vardı. Arasına kum, çamur, yağmur, çay lekesi, gök gürültüsü karışmış bir hikaye daha anlatılmamıştı.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir