
Hava soğuk bana göre tabii, güneş ortalıkta yok. Kafa başka türlü bir çalışma temposunda başlıyor; şöyle böyle, şu neydi, bu nasıldı… Mekanik pek parlak değil, kimya hiç değil. Soba bile zor yakar halde; “yanmaz artık” dedikten saatler sonra alev alması da bilmemenin kanıtı gibi. Olmaz dediklerin olması, olur dediklerin olmaması; hepsi benim baktığım yerden bakılınca pek iyi bir yer seçmediğimi gösteriyor, bakmak için bile olsa.
Harbiden Red Kit vardı eski zamanlarda; köpeği Rintintin. Aynı benim gibi, o da takip için yer gösterirdi. Özellikle Daltonlar aranırken, Red Kit akıllı kovboy; Rintintin hangi yönü gösterirse tam aksi yöne gider, Daltonları bulurdu. Aynı ben, Rintintin.
İyi yer seçmediğim doğru, ona laf söyletmem. Hayat buradan bakınca bayağı zor, hatta yaşanmazlığın dibi geliyor gibi. Bende olmayan, herkeste bol bulunan; en akıllı olanların “yahu nereye, öyle yapılmaz” denilen her şeyi yaparak bayağı bir de benden akıl almadıklarını ilan ederek… Ben zaten bu kadar… Hani Rintintin örneğinde benzeri olduğu gibi, ben bile dünyanın böyle hani hak ediyor mu tartışılır, hak etmiş bile olabilir. Bu kadar kör gözün denk getirdiği tam da olmazları, yapılmazları yapıp oldurup “iyi olmuş mu?” diye biliyorum sonunda. Ben, benim gibi kafalıları şahit tutup “bak onlar bile” diyerek onay almaya çalışacaklarını; onay alacak olmaları da büyük ihtimal.
Hepsi tamam da bu kayık Nuh’un gemisi değil. Üstelik bayağı su aldı, battı batacak. Fareler denk durmuyor, kaçtı kaçacak bir halleri var. Ben de onlarla, hani batan teknenin malı olmadan pazara çıkmadan hafiften bir yol alsam mı diye bayadır düşünüyorum. Ha söylemeden siz karar verin; ben gidersem ne yaparsam tersi doğru. Siz ne edeceğinize ona göre karar verin. Sonra hep aynısı oluyor: “Beni göstermeyin, o yaptı, o yaptırdı.”
