Hayal Yok

“Hayal yok, sevgide yok o halde ne kaldı geriye?” soru buydu?

Tam da bu muydu? Geçmiş zaman kafamda hafif dumanlıydı ama böyle dedi ve yahut bu şekilde bir cümleydi soru buydu. Hayal de yok. Ayrılığın adını koyuyordu bu soru. Hayal de yoktu. Bu soruyla sattım bütün hayallerimi hurda diye, bitti diye ucuza. Şimdi gülüyorsun bir taş yürek bulduysan şimdilerde bundan. Neler yoktu o sıralar? Hurda hayal alıcıları da ucuza alırlardı hurda hayalleri. Buruşturup ezip taşınabilir paketler yaparlardı. Sevgi denen o duygu ağır gelirdi, iyisi pahalı olur az bulunurdu şimdiler de hiç yok neredeyse epeydir görmedim, satılığı olmazdı genellikle vaz geçilmişi artık işe yaramazı, eskilerden kalmışı hafızadan çıkmışı olurdu birazda, kötüsü taş gibiydi beş para etmezdi, dudaktan çıkar ayağına düşerdi, acıtırdı, yakardı, ağırdı taşınmazdı, bırakılır gidilirdi yol ortasında, bir kapı çarpışında, bir tren düdüğünde uzunca çalan, bir eyvallah görüşürüzün arasına sıkışmış, bir kamyon ardında eşyayla yüklü ağır gürültülü bir daha bu yükle geri dönmem dercesine bağıran motorunun dumanında öksürüklü bir ağlayışın göz yaşında.

Hayal de yoktu artık. Neyin hayali hem de daha bittiği söylenen bir şeyin ne hayali? Başlangıçlarda hayal vardır. Başlangıçlar hayal taşır, hayal kurdurur. Bitişler hayallerin artık olmadığı demektir, gidişler demektir, yürümüyor bu artık bitti demektir. Hayaller hayatın çizgilerini düzeltir, açılarını düzgünleştirir, hayatı dengeler şekillendirir. Bitişler ne kadar çizgi varsa çizilmiş, düzgünü bozar, açıları bozar şekilsizleştirir, anlamsızlaştırır her şeyi, hayatı. Solukları alınmaz yapar, oksijensiz yapar.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir