
Ayna olmadan, tembellik etmeden, aslında tek önemli olan sana bakmak… Bakmak istemek, bakıp görmek ve gerçekten görmek için bakabilmek. Daha doğru olan nerede diye düşünerek içine dönmek, kendine uzun uzun bakabilecek hâle gelmek.
Zor olan da bu. Kendini yetersiz hissederken neyi başarabileceğini, neyi başardığını, neyi başarmaya çalıştığını anlayabilmek. Yolunu çözebilmişim diyebileceğin bir noktaya nasıl gelinir? İçinde onca fırtına varken sakin kalabilmek, derin ya da sığ ama orada durabilmek ve gerçekten var olabilmek.
Herkes hakkında her şeyi bilmeye çalışmak zor. Bu kadar yükü taşımaya çalışmak daha da zor. Bunun için teknolojiye sarılmak, hayatı boşluk bırakmadan doldurmak, her yeri tıkış tıkış bilgiyle kaplamak… Çoğu işe yaramasa bile “dursun” diye saklamak, bir yandan merak, bir yandan sahip olma içgüdüsüyle sürekli biriktirmek. “Bak, bu da benim” diyebilmek için her an sahneye çıkmaya hazır olmak.
Oysa bütün bunlar, yaşanacak onca şey varken elimizden kaçanlara hayıflanmaktan ibaret olabilir.
