Bilmek Gerçekten Yetiyor mu?

fotofinis

Ağzımız her gün boş duracak değil ya, ya kilo almaya çalışır ya da gevezeliğe sığınır. Tercih çoğu zaman gevezelikten yana oluyor.

Gündem o kadar hızlı değişiyor ki, adeta at yarışı gibi. Sürekli burun farkı finişler, kim nereden geldi belli değil. Foto finişi bekleyecek zaman bile kalmadan gözler hemen bir sonrakine kayıyor. Kim kazandıysa kazandı, biz çoktan başka yarışa bakıyoruz.

Bazı anlarda her şey, her konuda “ben demiştim” diyen o aklıevvel televizyon yorumcusunun sahiciliğine dönüyor. Bilmek gerçekten yetiyor mu? İnsan çoğu zaman yalnızca kendini ikna ediyor. Yoksa beklenen, herkesin bildiğini sessizce izleyen o toplum hali mi? Márquez’in Kırmızı Pazartesi’de anlattığı gibi, bilineni sadece seyretmek, yerini bozmamak, “bana ne, bakalım ne olacak” diyerek kenarda kalmak.

Kimi zaman anlaşılmadığını, anlaşılsan bile yanlış olduğunu görüyorsun. Eleştirinin seni düzeltmek için değil, alanını aşarak üstüne gelmek için kullanıldığı anlar oluyor. Parmak gösterip “bak, sakız çiğnemeyi bile bilmiyor” der gibi saldırılan zamanlar… Sen de “yine mi” deyip susuyorsun. Bileylenmeyen, zamanla körleşmiş bir bıçakla aynı eti parçalamaya çalışır gibi, ısrarın sonuç vermediğini görüyorsun. Olmayınca bırakıp başka bir gösteriye yönelenleri izlemeye alışıyorsun ve sessiz kalmayı seçiyorsun.

Anlaşılıyor ki, aynı kısa sopayla karşısındakinin durumunu değiştiremeyeceğini görmek başka bir akıl, başka bir davranış gerektiriyor. Bunu görmemek de ayrı bir körlük. Üstelik çoğu zaman bunun bir akıl yoksunluğu olduğunu bile fark etmemek.

Bu kadar gevezelik bile ağır geldiğine göre, belki de bazen “eyvallah” demek gerekir.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir