Yola Güven Azalınca İnsan Sapakları Fark Etmez

sapa-yollar-secimler

Bakınca görürüz sanırız. Hayır, çoğu zaman göremeyiz, anlayamayız, çözemeyiz. Bazen başka bir gözlük, başka bir bakış açısı gerekir. Başkasına sorarız; belki de kaybettiğimizi bilmediğimiz yolu ararız. Doğru mu gidiyoruz, böyle mi gitmeliyiz?

Sorduğumuzda en sık aldığımız cevap aslında şudur: İçinde bulunduğumuz yola olan güvenimiz artık eskisi kadar değildir. Yoldan çıkışın ilk sapakları, yürüdüğümüz yolun doğruluğuna olan inancın zayıfladığı noktalarda başlar.

Sorulmaz mı? Sorulur. Yolu iyi bildiğine inandığımız, daha önce aynı yollardan geçmiş insanların yola çıkmadan söylediklerine inanmak erdem midir? Olur, hem de pekâlâ olur.

Peki kalabalıkların istediği her şey doğru mudur? Orada biraz durmak gerekir. Eğer kalabalıklar her zaman doğruyu bilseydi, sizden çok önce yola çıkmış olur, sizi geride bırakırlardı; sizin de onları takip etmeniz gerekirdi. Anadolu insanının yol bulurken eşeğe güvenmesi boşuna değildir; bir tutarlılığı vardır.

Maraton koşucularına yapılan destek çağrılarının, yolun kalan kısmında bir tükeniş yaşanacağını en iyi çok koşanlar bilir. Yeni başlayanlar ise finişe yakın o tükenişte çağrılara kulak asmanın pek iyi sonuç vermediğini acı şekilde öğrenir.

Bunlar ders değil; yaşanmışlık ve biraz daha fazla gözlemdir. İyilik, ancak temiz bir akıl, dinleme, deneme ve yanılmanın çokluğuyla kötülüğe karşı üstünlük kurabilir. Kalabalıkların çokluğu ve yol gösterenlerin sesinin yüksekliği, insanı bazen gitmesi gerekenden çok daha uzağa götürebilir.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir