Bir Bulut

Bulutla konuşuyordu, gökyüzü tek bir buluta kalmış gibiydi, sonbahardı.

– “Kal bu şehirde diye nasıl ısrarım vardı. Boynumu bükmüş bu şehirde kalması için sabahlara kadar ona, duymadığını bilsem de nasıl konuşmuştum. Yüz yıllar olmuş gibi sadece yıllar oldu. Binlerce sonbahar geçti gibi. Ya sana ne demeli? Tek başına gelip tepeme ne içiyorum bakıyorsun. Suratımı bu kadar acı yüklü hale sokan ne onu merak etmiş sanki hiç bilmiyormuş gibi bir soru işareti alıp üstüne çıkıp geliyorsun. “Buluta elindeki şişeyi doğrulttu, şerefine der gibi uzattı, dikti kafaya sonra uzunca bir yudum alıp ağzını koluyla sildi. Bir şeyler canını sıkmış olmalıydı her zaman yapmazdı böyle.

bulutlar

– “Benim boynu büküşlerim vardı hayata, o karşı çıkışları doldurmuştu cebine her kımıltı bir tane atıyordu ağzına. Birden kalkış gidişleri vardı şarkı yarılarında hem de en sevdikleri çalarken, birden acele unutulmuş yaşanmış bir şeyleri atlamış telaşıyla. Hani senin yakışıklı bir rüzgarı gördüğün de bir telaşla gidişin gibi, bir kalkışın bir şeyleri bir yerlerde bırakıp gidişlerin, bir sonbahar günü geceye yakın bir zamanda gelip tepeme bana unutulması gereken, belki de unutulmuş ne kadar şey varsa hatırlatan o serseri tavrınla dikilişin birden. Bir gidiş bu şehri bir kokudan, bir sesten, bir kımıldanıştan, bir uyanıştan gülümseyen yoksun bırakıp.”

Bir isyan varmış gibiydi, ağır ağır kalktı. Belini tuttu ihtiyarlığın dokunuşu belineydi bu seferde. Yalnızlığına arkadaşlık ediyordu, bir bulutu vardı ne de olsa.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir