Yalnızlığın ne olduğunu bilirsin; sesin sadece sana yeter. Kendinle konuşursun, kendinle varsın, kendinsin. Başka kendinler var mı? Onlar da yalnızlığını sırtlayıp bir yere götüremezler. En çok seni sevmeyenleri anlarsın; diken gibi olanları… Kızmazsın; sevilmemenin senin için ne olduğunu bilirsin. Gitmeleri anlarsın; hak vermezsin, anlarsın. Gitmeler senin yalnızlığına demir atar, bilirsin. […]
Nelerle yatıp kalkıyoruz. Ne senin her anında, her yerinde o kadar yükle birlikte nasıl yaşıyor olursan; taşıdığın öyle bedensel değil, belini büken, ağır, gittikçe daha ağırlaşan, sırf o yüzden gidebileceğin onca yolu tık nefes gitmek… Atsan atılmaz, satsan satılmaz yükün olarak sırtına bağlanmış; alışmış olmak yine de zor. Catherine Deneuve […]
Şarkılar daha güzel anlatırdı hikâyeyi. Şimdilerde yapay zekâ “vur beline kazmayı” desen anlamıyor; bele nazik bir dokunuş falan karıştırıyor, hikâye olmuyor, elinde kalıyor. Bir yere yapıştırıveriyorsun, çürümüş sakız gibi. Oysa içinden öyle fıkır fıkır; hani al eline sazı, kendi tıngırdamasın, sen tıngırdat. Edebiliyorsan yap, yapamıyorsan ıslığın gözüne vur onunla, hani […]
Hayrına bir iş olsa, “Hadi,” deseler koşulması lazım; biz öyle gördük. “Eski zamanlardı,” deseler evet, eski zamanlardı; biz varız daha, o kadar eski de değil. Şimdi hayır işi denilince “Hayır için geldik, iki sıkalım gideceğiz.”e dönmüş. Yardım olsun diye “Hadi bakalım, birkaç sıkalım; birkaç yaralı, birkaç mevta olur, o kadar.” […]
Kölesi olmak varmış; hem de birkaçının birden olmuşum, oldum. Pek inkâr eder bir durumum da yok. Memnuniyet hak getire; her dedikleri, her istekleri… Nerede yetişmek mümkün değil. Yat dediklerinde yat, kalk dediklerinde kalk. Torun sahibi birileri buna benzer bir köleliği biz yapıyoruz, “Ne varmış?” derler. Ne bileyim ben, doğrudur. Köpek […]





