Saklambaç oynanır; büyükler de oynar. Küçüklerin oynadıklarından farklı değildir; ergenlik saklambaçlarına da benzer, saklanmaktan başka amaç taşıyan, hani küçük kaçamaklar için oynanan… İçinden hiç gelemeyen bir şeyi, söylenmesi gereken bir şeyi söylemek istemediğinde telefonlara çıkmaz olursun, aramaz sormaz olursun. Çok istesen de aramak, sormak; elinde olmadan kayıp olursun. Şimdiki zamanlarda […]
Başından beri bu yazı işi, hep bir ulaşım işidir. Gazetelerin iki gün önceki haberlerinin yeni tarihle dağıtıldığı, ancak ulaştığı yerler varken kar kış, o da yetmez… Çeşitli yol sıkıntıları, haberlerin günlük değil sanki günlükmüş gibi yayıldığı yılları bilirim. Siyaset bunu kaldırır, kaldırırdı. Televizyon ortaya çıkınca öne geldi, yerleşti siyaset. Ön […]
En güzel yalancı eskilerde kimdi? Sarayın soytarısı, o olurdu. Çok para kazandığı gibi kelle her an gider durumda bir risk de taşırdı. Saray sizin, soytarınız kim? Cevabı basit; hayatınıza girdiyse ki var, artık koynunuzda bile olduğunu fark etmediğiniz, sizle yiyip içip yatan kalkan… Neredeyse kaç mililitre işediğinizi bile (hani fıkralarda […]
Bazı anları yaşamak hiç istemezsiniz; çat kapı gelir. Yeriniz yoktur, içeri almak istemezsiniz; durur size, sizin olduğunu, alıp içeri onunla birlikte olmak, onunla yüzleşmek zorunda olduğunuzu söyler. Kabul etmek zordur, bilirsiniz sizin olduğunu; yüreğinizi açıp içeri alırsınız. Acır, çok acır; yaralar, çok kanar bir yerlere pek bulaşmadan… Günlerinize, gecelerinize, sonraki […]
Hayat tamamlanmışlıkları o kadar dert etmez; boş su bardağının nerede olduğu pek umurunda olmaz. Masanın üstünde aramazsın; yarım içilmiş su bardağını arar, sorarsın. Tıpkı ilişkilerindeki gibi… En çok aradıkların; daha gençliğinin bitmemiş kısmında kalmış olan dostlukların, arkadaşların… Bitseydi gençlik o sıralar, bir şeyler hepten sona erseydi; lise, üniversite arkadaşlıkları uzun […]





