İhaneti hiç sevmem demişti, ölmeye gitmeden bir gün önce Erzurum mahallesindeki ablasını görmeye giderken öldürüldüğünde. Ertesi gün Sadık Gürbüz çalıyordu kasetçalarlarda, biz Oğuz’lar ölmez afişlerini basıyorduk mekanın birinde. İhanet kimseye yakışmaz diye konuşmuştu; ölüm de yakışmazdı yirmili yaşlarda insanlara. Sohbet, anmak için yapılmış gibiydi; sonradan ardından anılacak bir sohbet bırakmıştı. […]
Dilim pek varmıyor söylemek, dillendirmek pek işime gelmiyor bu sıralar; yaşıyoruz, içindeyiz, varız. Yaşarken çok dokunuyor, çiziyor bir yerlerimizi. Kuantum anlatacağım yine, tamam siz anladınız, ses etmeyin; ben fizikten bahsedeceğim, siz aşktan, aşna fişneden bahsediyorum gibi dinleyin. Pek bildiğimden değil, kuralı da pek yok; derdi çok bu kuantumun. İki parçacık […]
Bir dramdır; anlatmayacaklarım. Anlatmayacağım. Anlatsam, anlamayacak olanlara benim anlatacaklarım “vah vah, öyle mi, çok üzüldüm” demelerine katlanamayacağım; yine de anlatmayacağım. Nasıl olsa dinlemeyeceksiniz. Kadın çocuk tecavüzleri o kadar yaygın, kadın ölümleri o kadar olağan, o kadar alışık olunduğundan duygu bile üretmeyeceği üreme organları; eski batıda, Amerika’nın eski batısında filmlerde görürüz […]
Yalnızlığın ne olduğunu bilirsin; sesin sadece sana yeter. Kendinle konuşursun, kendinle varsın, kendinsin. Başka kendinler var mı? Onlar da yalnızlığını sırtlayıp bir yere götüremezler. En çok seni sevmeyenleri anlarsın; diken gibi olanları… Kızmazsın; sevilmemenin senin için ne olduğunu bilirsin. Gitmeleri anlarsın; hak vermezsin, anlarsın. Gitmeler senin yalnızlığına demir atar, bilirsin. […]
Nelerle yatıp kalkıyoruz. Ne senin her anında, her yerinde o kadar yükle birlikte nasıl yaşıyor olursan; taşıdığın öyle bedensel değil, belini büken, ağır, gittikçe daha ağırlaşan, sırf o yüzden gidebileceğin onca yolu tık nefes gitmek… Atsan atılmaz, satsan satılmaz yükün olarak sırtına bağlanmış; alışmış olmak yine de zor. Catherine Deneuve […]





