Londra maratonunda maraton iki saatin altında koşulmuş. Yüz metre rekoru… Yeni bir rekor bekleniyormuş. Kim koşmuş, nasıl yeni rekor geliyormuş, neden bekleniyormuş? Soruların çok önemi yok aslında; saatler daha hızlı dönüyor, kronometreler az biraz daha hızlı olmuş olabilirler. Şaka… Hepsi insan performansı; daha ileriye gitmiş olabilir, onun da engelli bir […]
Takyonlar ve ben, biz. Öncelikle fizikçi olmadığımdan fiziği, felsefeci olmadığımdan felsefeyi; felsefe ve fizik konuşmayı, konuştuğumu zannetmeyi çok severim, yoğun olarak da yaparım. Takyonlar, ışık hızından daha hızlı parçacıklar varsa onlara verilen genel ad. Evren bir teoriye göre (çok da kabul görür bu teori) Big Bang’le bir anda oluşmuş, hala […]
Yemek yemeyi bilmiyor olmak; çocuğun, çocukluğun bir olgusu, öğreniyor sonrasında; aç kalacak hali yok. Çatal, bıçakla, kaşıkla, elle, ekmeği bandırarak, yalayıp yutarak… Bir şekilde o karın doyuyor, doymuyor; belki bir şeyler giriyor boğazdan. Kedi, köpek, yılan, tilki, kuş, solucan bir şekilde öğreniyorlar. Düşünce ve fikir oluşturulması da böyle. Yaşadığımız dünya […]
Yumurtalarda eskiye göre bir fark olmalı; eskiden yüze kadar sayınca içi biraz kayısı kalırdı, şimdilerde kaskatı çıkıyor. “Sen ağırlaştın, ağır sayıyorsun,” diyenleri pek umursamak istemiyorum; işime gelmiyor olmalı. Şeker yemeyin, şeker zarar… Evet, çok doğru; şeker zarar. Doktorlar öyle diyorlar; doğru, hemfikirim. Sevmem amaları, fakatları kullanmak çok hoşuma gitmez; eyvallah. […]
Felsefenin gözünü seveyim. İrma bile konuşur hale geliyor; İrma kedimiz, başka biri değil, onunla ben konuşur oluyoruz felsefe devreye girince. Michel Foucault okuyorum kucağımda İrma; Hapishanenin Doğuşu. Kediyi eğitmek, cezalandırmak yoluyla bile çok zor. Ya çok fiziki yollarla olacak (o bile çok mümkün değil) ya da o sizi eğitecek, onun […]





