Zamanla ne kadar çok derdimiz var. Yaş alıyoruz, geriye gitmek merakımız artıyor. Biliyoruz geriye gidemediğimizi… Sırtımızda pişmanlıklarımız diyelim var; yine yeniden yaşamak istediklerimiz, “olmazlar”ımızın ne kadar olduğunu, “olur” dediklerimizin olmazlarda bekler olduğunu bilmek var. Sonraların çözemediğimiz olasılıklar halinde yumak olarak duruyor olmaları var. Bırakılmış, bırakmış olduklarımızın oralarda olup olmadıkları, bıraktığımız […]
Dolanıklık; sanki bir kargaşa, bir ortalık bulanıklığı, dengesiz seviyesiz karışmışlık hissi taşıyan bir kelime tadı… Öyle damakta bıraktığı. Bazı kelimeler aynen tatsız tuzsuzluk; damakta bıraktığı tadıyla uyuşmaz, beyinde yer aldığı hali başka olur. Dolanıklık da tam da böyle; olması gerektiği yere bir türlü yerleştiremiyorsun beyninde. Birbirini tamamlayan, birbirine geçmiş, hani […]
Nasıl yaşayıp buralara geldiğimizin bir hesabı kitabı olması lazım. Başarısız, hiç beklediği, beklendiği gibi bir hayatı kurgulayamamış, düzenleyememiş bir nesil… Yoo, biraz daha gerilerden, bizden öncekilerden de başlayarak… Onlar Altmışsekizliler; dünyayı değiştirmeye kalkıp çok uğraşıp değiştiremeden makinenin kollarına kendilerini kaptırmış, makinelerin kolları bacakları olup bizim nesillerin de onların kol bacak […]
“Aşk Tesadüfleri Sever”… Ne güzel bir filmdi! Beğenerek, zevkle izlenir. Bir kusuru var, adında gizli: Aşk tesadüfleri hiç sevmez, üstüne dalgasını geçer çoğu zaman da… Aşk güzel, tesadüf o da güzel. Onca pişmanlık, onca ayrılık, onca şarkı, onca film, onca cinayet, onca şiir… Onlar tesadüf olarak aşkın bir parçası değil […]
Her şey kolay olmuyor. Kolay geliyor anlatılınca; “Şöyle yaparız, böyle yaparız…” Hep bir kolay yol, sonra daha başında yol ayrımlarının… Her birinde, yolun tümünde, her tümsekte, her büklümde keşkeleri bol, “Ben düşünmüştüm, ben söylemiştim”ler çok bir yılgınlık… Başlarken “Bende”lerin çoğu, ardından el sallayıp “Bitsin hele, yetişirim,” tavrına girip yalnızlığı dibine […]





