Kalemim ishal oldu; olduk olmadık yerlere bırakıyor. Üstelik ne zaman, nereye denk geliyorsa… Bir de kusmak, bir hıçkırık üstüne sürüklüyor bir yerlere; kapı diplerine, ağaç altlarına, nereye olursa tutamıyorum. Bir ısrar, habire çızıktır. Artık arsız bir çocuk hastalığı azmış; üstelik öyle huysuz, denk duracağı pek olmaz halde. Aklına ne denk […]
“Artık seni tanıyamıyorum.” Böyle diyordu. Zaten hiç tanışmamıştık; öyle kalmıştı elimizde yaşam. Tren rayları gibi; aynı yöne, aynı tarafa bile giden olmayan, karşılıklı, ortasında kocaman alanların olduğu, traverslerle bir yerlerde iletişim kurulduğu zannıyla duran, tren geçtiğinde titreşen, titreşmesini aynı sanan bir tarzdı bizimkisi. Bir başkalığı; aynı yöne bile gidemeyen, aksi […]
Öngörülemez bir zamana mı gidiyoruz? Yapılan bütün hesaplar, eldeki bütün verilerin yanlış ele alınıp ona göre yanlış bir yere doğru; yanlışlarla yanlışa gitmek, yanlışa varmak durumunda kalabiliriz, olabiliriz. Ne demek bu? Tavlada kapı almak gibi bir durum. Kapıları aldın, kapattın; zar atamayacak hale getirdin, eyvallah. Pes demediyse, toplamaya başladığında zarının […]
Günümüzün en güzel, en çok ardına saklanılan bir söylemi var; çokça kullanılır. “Beni taşlayacaksanız en günahsız, en temiziniz ilk taşı atsın.” Tabii kimse taş atmaya kalkmaz, kalkmaz zannediyorsunuz; hemen hepsi taşlamaya başlar, taş yağmuru… Tabii söyleyen mevta. Nedeni basit; artık kimse temiz olmadığını düşünmüyor. O kadar basit. Bütün eller temiz. […]
Gevezelik ne çok yakışır ağıza. Farkında olunca daha da bir hızlı akıntıya kürek, bir ishal haline; ardından ne gelir ne kusar, ne var boş boş her şeyi… Al takke ver külah öyle de yaşanmıyor be abi. Bugün böyle yarın başka olabilir, dün zaten daha başkaydı. Koca bir alkış diline geliyor […]





