Aşk tesadüfleri sever; öyle deniliyor, öyle kalsa iyi… Çoğu yakalanmışlıkları sevmez aşk. “Değil mi?” diye soracağım onca kişi var; sormuyorum, bende kalsın. İsim açıklamak doğru değil; hani ismi lazım değil birileri, sen anladın onu. Ne çokmuşsunuz! Ben öylesine şaka yaptım; beni ne karıştırıyorsun? Hemen alınmalar… Sorsalar sen olmadığını söylerim zaten; […]
Beyninin boş yerlerinde onca olmazlık cirit atıyor; o kadar boş yer olması ciritlerin bir yerlere denk gelmesine engel, o bile bir sevinme onur hali. Nasıl, ne, nerede, niçin? Beş N bir K gazeteci hali; sorgulamaların hiçbirinin denk gelmiyor oluşu o boş, çok boş yerler… Elbet biliyorum nasıl denk getirebildiysem. Kelimelerle […]
Zamanları ortadan kaldırıverin; kaldırın, bir ucundan tutun, kaldırın, devirin sizin olanları öncelikle. “Ben hiç olmadım, ben hiçim,” demeden “olmadım, var olmadım”a gelin; orada kalın bir an. Denir ki, derler ki… Netleştirdiniz bunu o zaman; sizin, siz delinin bu dünya için ne kadar, ne dersiniz? Geri dönmeye kadar orada kalın; hayalini […]
Kalemim ishal oldu; olduk olmadık yerlere bırakıyor. Üstelik ne zaman, nereye denk geliyorsa… Bir de kusmak, bir hıçkırık üstüne sürüklüyor bir yerlere; kapı diplerine, ağaç altlarına, nereye olursa tutamıyorum. Bir ısrar, habire çızıktır. Artık arsız bir çocuk hastalığı azmış; üstelik öyle huysuz, denk duracağı pek olmaz halde. Aklına ne denk […]
“Artık seni tanıyamıyorum.” Böyle diyordu. Zaten hiç tanışmamıştık; öyle kalmıştı elimizde yaşam. Tren rayları gibi; aynı yöne, aynı tarafa bile giden olmayan, karşılıklı, ortasında kocaman alanların olduğu, traverslerle bir yerlerde iletişim kurulduğu zannıyla duran, tren geçtiğinde titreşen, titreşmesini aynı sanan bir tarzdı bizimkisi. Bir başkalığı; aynı yöne bile gidemeyen, aksi […]





