Dilim pek varmıyor söylemek, dillendirmek pek işime gelmiyor bu sıralar; yaşıyoruz, içindeyiz, varız. Yaşarken çok dokunuyor, çiziyor bir yerlerimizi. Kuantum anlatacağım yine, tamam siz anladınız, ses etmeyin; ben fizikten bahsedeceğim, siz aşktan, aşna fişneden bahsediyorum gibi dinleyin. Pek bildiğimden değil, kuralı da pek yok; derdi çok bu kuantumun. İki parçacık […]
Bir dramdır; anlatmayacaklarım. Anlatmayacağım. Anlatsam, anlamayacak olanlara benim anlatacaklarım “vah vah, öyle mi, çok üzüldüm” demelerine katlanamayacağım; yine de anlatmayacağım. Nasıl olsa dinlemeyeceksiniz. Kadın çocuk tecavüzleri o kadar yaygın, kadın ölümleri o kadar olağan, o kadar alışık olunduğundan duygu bile üretmeyeceği üreme organları; eski batıda, Amerika’nın eski batısında filmlerde görürüz […]
Yalnızlığın ne olduğunu bilirsin; sesin sadece sana yeter. Kendinle konuşursun, kendinle varsın, kendinsin. Başka kendinler var mı? Onlar da yalnızlığını sırtlayıp bir yere götüremezler. En çok seni sevmeyenleri anlarsın; diken gibi olanları… Kızmazsın; sevilmemenin senin için ne olduğunu bilirsin. Gitmeleri anlarsın; hak vermezsin, anlarsın. Gitmeler senin yalnızlığına demir atar, bilirsin. […]
Nelerle yatıp kalkıyoruz. Ne senin her anında, her yerinde o kadar yükle birlikte nasıl yaşıyor olursan; taşıdığın öyle bedensel değil, belini büken, ağır, gittikçe daha ağırlaşan, sırf o yüzden gidebileceğin onca yolu tık nefes gitmek… Atsan atılmaz, satsan satılmaz yükün olarak sırtına bağlanmış; alışmış olmak yine de zor. Catherine Deneuve […]
Şarkılar daha güzel anlatırdı hikâyeyi. Şimdilerde yapay zekâ “vur beline kazmayı” desen anlamıyor; bele nazik bir dokunuş falan karıştırıyor, hikâye olmuyor, elinde kalıyor. Bir yere yapıştırıveriyorsun, çürümüş sakız gibi. Oysa içinden öyle fıkır fıkır; hani al eline sazı, kendi tıngırdamasın, sen tıngırdat. Edebiliyorsan yap, yapamıyorsan ıslığın gözüne vur onunla, hani […]





