Bir Çocuk Koşuyor
Ne olacak? Hele her şeyin bir sonu varsa ne olacak? Bir gün ölüm gelecek, ölüm geldiğinde tanışamayacağız çoktan gitmiş olacağız. Ölümle tanışmak imkansızdır. Kendi ölümünüzle. Bir çocuk koşturmaktadır fave taşlı…
Ne olacak? Hele her şeyin bir sonu varsa ne olacak? Bir gün ölüm gelecek, ölüm geldiğinde tanışamayacağız çoktan gitmiş olacağız. Ölümle tanışmak imkansızdır. Kendi ölümünüzle. Bir çocuk koşturmaktadır fave taşlı…
Yağmuru yazamıyorum. Marquez ne güzel anlatır. Üç gündür yağan yağmur, öyle çok öldürülmüş yengeçler, Paleyo’nun bata çıka yengeçleri denize atmaya gitmesi. Hemen oracıkta nem kapar sırılsıklam olur okuduğunuz yer her…
Tehlikeli kelimeler, cümleler kullanmaya başladık. Ahlaki yapımızı deri değiştirir gibi değiştiriyoruz. Bütün kolonlarımız dinamitleniyor. Kelimelerin cümlelerin anlamını değiştirdik. Çokça dayanacak yerimiz varmış gibi yapıyoruz. Varmış gibi dağıtıyoruz. Artık iğrençlikleri olumlu…
Bir yaşında kurbağadan korkmuş bir adamın çocukluğunda kurbağayı bile görmemiş bir genç topluluğuna bir şeyler anlatıyorsa da anlatmak istediklerini anlatmadığı ortadadır. Hele yirmi yaşında para kazanmasını, sefaleti tatmasını puf böreğini…
Dünya eski zamanları epeydir bakın. Cennet, Adem ve Havva Dum elmaları, palmiye meyvaları, hurmalar, yılanlar beraber yaşıyorlar hiç bir eksiği yok. Bir şeyler oluyor yaşadıkları yer cennet olmuyor artık. Cennet…
Hemen her kelime bir şeyler anlatıyor. İçinde saklı anlatıyorlar anlayana. Her kelime yaşamaya çıkıyor bir soluk. Kimbilir gül bahçesini, lapa lapa kar yağarken uzanıp yatmanın gül bahçesinde öğrenildiğini ancak ruhlara…
Hadi bizim büyük patlama aşık oluyoruz, birkaç sinir impuls yanması o kadar. Atın, Zebranın tepinmesine de pek bir şey denemez, atın eşeğe hee demesi başka bir tür kablo yanığı biraz…
Ne yöne niyet başlanmış yolların sadece tesadüf bile değil bir anda pusulasının iki tıkırdaması titremesi hali nasıl başka yerde bitmişlikleri. Avutulmak istenen akşamlar, boşaltılmış sokaklar ve avutulmadığından uykuyla tanışılmadan bitmiş…
Bir uzanan el, daha önce hiç olmamış ”Bir duble gece içine bolca yalnızlık, biraz kırmızılık versin tesadüf, cüruluğunu alsın birkaç tutam unutkanlık adını sen koy ne bombası?”. Gecelere akşamı bitirirken…
Yağmur yağıyordu, dinmeyecek gibi ıslanıyorlardı, dinmiyordu. Yağmıyor dercesine ağır, küçük bitmesin adımlarıyla uzatılmış bir yolu yürüyorlardı. Birbirinin hayatlarına dokunmuşlardı o zamana kadar. Girmeyi hiç hesaplamamışlardı. Islanıyorlardı, ortaklıkları gökyüzünden inen damlaların…