
Amacım bir şeyleri yermek, savunmak, taraf olmak hiç değil; niyeti baştan koyayım, yanlış bir yöne gitmesin. Biz neden bunları yaşıyoruz? Soru bu. Ben de nedenlerini, sorunun cevabını hiç olaya katmadan durum değerlendirmesi yapmaya çalışacağım. Son zamanlarda bunalmış kafaların buna pek yorulmasını, soruya cevap aramasını, bulmaya çalışmasını ayrı bir yere koyuyorum; o başka.
Başka denilince… Başka bir konu olsun; suya sabuna dokunmadan hiç beyzbol maçı izlediniz mi televizyondan olsa bile başından sonuna kadar? Taraf tuttunuz mu? Yanlışlıkla değil, bir beyzbol takımının forması aldınız mı, edindiniz mi? Kurallarını bilecek kadar ilgilendiniz mi?
Başka bir yere baktığımızı zannediyoruz. Değil ülkemizde; beyzbol sopası sizce ne kadar vardır? Peki, araçlarda su borusu ve bildiğimiz sopa ne kadar vardır?
Nereye geleceğimizi anlar gibi oldunuz. Her şeyin başı niyettir; neye niyet ettiğiniz, nereye ne yapmaya gittiğinizin açık anlamıdır. Aç kalmaya mı, oruç tutmaya mı? O bile niyetten geçer; içten bilerek niyetiniz nedir?
Silah, cop, cephane, top, tüfek, sopa, boru, taş, boru anahtarı nerede kullanılır? Bıçak nerede kullanılır, nerede olmalıdır?
Araçlarda hiç oynanmamış beyzbolun sopasının olması nedir? Elinde palayla, döner bıçağıyla gezmek; üzerinde bıçak, tornavida taşımak nedir?
Niyet nedir?
Şiddet dediğiniz şey; öyle “çat kapı ben geldim”, “şeytana uydum” yazılımları ile başlayan bir oyun değildir. Aslan, kaplan değilseniz açlığınızı bastırmak için bir başka canlıyı yok edemezsiniz, düşünemezsiniz bile. Gerekçe, beynin en kolay ürettiği yapıdır. “Ay şundan, yok bundan, o böyle olsaymış, bu böyle kalsaymış, çok uğraştım anlatamadım, belki dedim”ler sağlıklı bir beynin saklanacağı şey değildir. Sağlıklı beyin denilince, bende bile var desem de pek inanmayın. Sağlıklı beyin; hormonsuz, ilaçsız, doğal yaşantının üstüne özen gösterilmiş, ince ince dokunulmuş, korunmuş, eğitilmiş bir ortamın ürünü olabilir.
Gerisi fasa fiso; vazgeçilmiş, “o olmadı bunu koyalım” tarzı kırık çıkık tuğlalarla örülmüş, az besinli, az vitaminli, “yürü yavrum seni kim geçer” dolduruşuyla yol alan, yol alınan bol çukurlu, bol taşlı… Hem de o yol bir yerlere gitmez, gidemez.
