Kabuğu Kalkarken Kanayan Anılar ve Zamanın Ağırlığı

Kabuğu Kalkarken Kanayan Anılar ve Zamanın Ağırlığı

Yaranın en acıtan hali açıldığı an sanılır; aslında o an ne olduğunun farkında bile olsan andır, geçmiştir. Kabuğu kalkarken, kaldırıldığında kabuğun kanatması az, acısı boldur. Tıpkı anılar gibi… Kabuğu kalkarken daha acıtır anılar; derinliği o zaman farkedilir. Daha anıların acıttığı yaşlarda olmak tam da böyle. Anılardan zarar görmeyecek kadar yaşlara gelememiş olmak… Taşırken bile yorgunluğu hissediyor olmak, oraya yakın sanmak… Bir gün hepsi olmasa bile bir dolusu artık ulaşamayacak yerlere bırakılmış olacak ya; onların ulaşamayacağı yer kadar uzağa gitmiş, artık taşımıyor olmak.

Zamanı yakalayamıyor olmak… Peşinden koşarken artık ondan çok önde gelsin diye ağırdan alarak gidişi, ardına pek bakmadan… Nefesi duydum duyacağım ağırlığında, adı konmamış gelsin, adı konur.

İç içe geçmiş, ilk miydi, kaçıncıydı sırası şaşmış masalarda… Yeniden destelenmeye kalkmadan; “Bu o, bu bu, bu şu,” diyemeden… Üçüncü tekil şahıs anlatımları… Yaşları çoktan karışmış, o kadar öyle hepsi aynı giyilmiş, modası çoktan geçmiş bir üniforrma giyimiyle… Eli deymişlik kaldırılmış tozlu, üflenmiş, al git; “Geri al,” desen kime, niye? Elde kalmışlık taşıyan, sadece senin sende kalmışlıkları… Çoktan değişmiş herşey; hataların değeri kuruşlaşmış, kalanlar tedavülden çoktan kaldırılmış haller. Çıkın çıkın niye sandık dipleri naftalin kokar? Bozulmasın, öyle kalsın inanışıyla.

Sızlamasın, gözyaşı üretmesin, kelimelerle bile örülemesin; kalsın yerinde, bu akşam masaya gelmesin, gelemesin.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir