Hayata Kaç Boyuttan Bakıyorsun

Hayata Kaç Boyuttan Bakıyorsun

Bir başka yerden bakmak, bakıyor olmak… Öyle olmak değil, öyle kalmak hep.

Hayatı iki boyutlu yaşayan, öyle yaşamak isteyen ve seni de buna ikna etmek için kendini paralarcasına anlatan bir hâle dönüşmek… Üstelik bu ruh hâliyle gurur duymak. Öyle var olmak isteyenlerle yaşamak zordur.

Üç boyutlu yaşamak konusunda fikri bile olmamak. Oysa ruh hâline bir boyut daha katmak; oradan bakabilmek, başka bir elini kolunu kullanabilmek gibidir. Hareket etmek, yer değiştirmek, zamanın bile bir boyut olduğunu fark etmek… Geçmiş, gelecek, yarın ve daha fazlası. Sadece sana ait olmayan ama içinde bulunduğun bir alanı hissedebilmek. Var olmayı başka bir biçimde tanımak.

Nereden geldik buraya?

Üç boyutlu bakabilmek; hayata yerleştirmek, her durumda yerini ve duruşunu fark etmek demektir. Henüz olmayanı düşünmek, olacakmış gibi zihne sığdırabilmek… Daha gerçekleşmeden üstüne koymak, altından almak, açılırsa ne olur, kapanırsa ne olur diye hesaplayabilmek. Önünde mi arkasında mı, var olursa mı yoksa olmazsa mı… Işığı olmayan gecede gündüzü, karanlığı, loşluğu, gözün alacağı zevki ya da tiksintiyi düşünebilmek. Henüz yokken bile zihninde kurabilmek. Müziği yerleştirmek, akustiği hesaplamak, hatta sessizliği bile ortama bir armağan gibi bırakmak.

Sonra birden hesaplar büyür. Onuncu, on birinci boyutlardan söz edilir. Belleğin yetmediği, aklın zorlandığı bir yerde kalırsın. “Ben buradayım” diyen zihin bile üç boyutta zorlanırken beş, altı neyse de on ve on bir nereden çıkar?

İki boyutlu bir sinema perdesi bile bunca şeyi anlatabiliyorken, insanın kendini yalnızca tek açıya hapsetmesi neden?

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir