
Al Pacino “Kadın Kokusu” filminde bağırıyordu: “Büyü artık! Devir dostuna ihanet etme, karını kandırma devri; anneni sadece anneler gününde arama devri.” Büyüdük mü?
Dansı sırasındaki performansı, yıllar sonra rol arkadaşı tarafından sadece rol olarak değil; performansın büyüklüğü olarak da “muhteşem” diye tanımlanmıyordu.
Benim aklım bir yandan o güzel filmde, bir yandan haset ile fesatın, şeytan zamanının geldiği bir anda buluşmaları… Hani öncesinde çalı çırpı altına bir takım dilekler yazıp /devedikeni olabilir bir taraftan) tutulan dlleklerin çamura ulaşması, ulaştırılması… Belki çamur masum kalır, tezeğe yatırılması.
Hala Hıdırellezde dileklerimi, dileklerimizi gül altına koyup sabahında suya, akarsuya ulaştırmayı başarsak da Hızır ile İlyas’ın benim, bizim dileklerimizi sıraya koyup anca “Zamani gelince,” halinde… Çok zamana, önce benden önce daha durumu yerinde olmayanlara fırsat tanındığı inancım hep var. Olsun, beklerim, bekliyorum.
Fesatla haset, şeytan kontrolünde daha hızlılar gibi geliyor. İstekler kargo, ekspres posta, hızlı tren; ne derseniz hızla geliyor, oluyor. Neyse… Ben, benim gibilerin hayattan az, yine de ağır, çok ağır şeyler istedikleri için gecikmeler makul sayılıyor, sayıyorum. Daha yükte hafif, değerde alabildiğine yüksek şeyler olduğunu biliyorum; taşıması, taşınması zor. Oysa eften püften istekler bir çırpıda hemen… Tarlaymış, imarmış, birinin başına çorap örmekmiş, yoldan çıkarmakmış, yoldan çıkmakmış… Ucuz şeyler kolay.
Hem sonra devir değişti; dostuna ihanet etmek, karını, kadınını kandırmak, sadece anneler gününde anneni aramak… Hasetle fesatın devri, şeytan gözetiminde üstelik.
