
Zamanı geri, az biraz geri… Dinozorlara kadar değil; bizim çok istediğimiz, tekrar yaşamak istediğimiz zamanlara hani… Az bir şey, o kadar milyarlarca değil… Zaman için bir soluk alışı geri almak, biraz orada ağırdan almak… Sonra aynı yerden (yeni baştan olmasın, tamam) yine buraya, bu zamana gelmek…
Zamanın, bir boyuttan daha ziyade olmak için bir bilgi, bir dokunuş, bir belge… Hani tarihi okumak için de belge, bilgi, dokunuş olmadı bir başka bilgiyle denk getiriş… Milyar yıllıklar karbon testi misali ölçüldüğü yerde ortaya çıkma, var olma durumu var. Aynı kuantum parçacık ölçmeleri gibi; ölçmeden az önce ne olursa olsun bilinmezliğiyle, ölçerken aldığı durum, verdiği poz aynı, tıpkı zaman…
Einstein formülleriyle filan denkleşmek niyetim yok, beni aşar; hızı ve yeri konusunda da hani “Ölçene, oluşa bağlı,” diye bir fikir var kafada. Bana göre diyebilen bir halde dünya… Bizden az önce, bize göre çok diye anlatılan… Bizden az önce oysa bir dekor hazırlanması gibi: çiçekler, böcekler, dinozorlar… Hani buna evren de dahil, bizden biraz önce motor denmiş başı, hızlı çekim… Çok hızlı bir çekim. Sonra biz, ben bu bilgiye ulaşınca, tam da benim koşabileceğim, yaşayabileceğim yavaşlatılmışlıkla… Sizin için de aynı. Bizden hemen sonra başkalarına da hız konusunda bir yavaşlatılmışlık… Hani geriye sarma var ya; orası tam bittiğinde, birden aniden kaset şeridi kopar gibi, birden “önümüzde” dediğimiz kıyamet meğerse en başta imiş… Belki tam oraya, o zamansızlığa bizim çiziktirdiğimiz her an, burada kalarak taa en başa…
Kafa allak bullak, siz de farkındasınız; geriye saranların hepsini tam orada bulmak misal…
