Oynanıp Adı Konmamış Oyunlar ve Yağmur Tıkırtısı

bos-masa-ve-yagmur

Masanın bir ucunda gözlerime bakıyordu; ağlayacak gibi dolu dolu, yaşları yine de akmıyordu. Sanki benim ağlamamı bekler bir bakış; nemli bir taraftan, “Sakın ağlama, ben de ağlarım,” yalvarışı aynı bakışlarda. Oyunun sonuna gelinmiş olmalıydı. Masada karşılıklı oturulmuş olması bir bakış atışması değil, bir hesaplaşma, zamanların bir toplama çıkarması gibiydi. Gözlerini kısıp bekliyordu; bir olur arıyordu gözleri. Belli ki gerçekten gitmesi gerekti, oysa kalmak isterdi; anlatmak istenen o olmalıydı. Kalamıyordu oysa, ortada bir neden yok gibi… Öyle olması lazımdı. Nasıl olduysa buralara, bu ana gelmiş, gelinmişti. Kimse suç işlememişti; yoktu buraya gelişin suçlusu. Belki burada olanın, buraya gelişin bir affedilmesi gerekebilirdi. Kırılmışlıklar olabilirdi, bunun da bir özrü olacaktı, olmalıydı; bakışlarda bir “Kusura bakma, affet,” gözlerde doluluk ondan.

Yağmur dışarıda, “Hadi gel,” çağırmasında; “Bekliyorum, sen çok seversin,” telaşı. “Hadi bekletme,” tıkırtısı camda.

Dilde bir karmaşa: “Yeni bir şeyler bulursun, bulacaksın; bundan sonra herşey bundan daha iyi olacak,” anlatısı. Gereği var mı? Olsun, yine de… “Sonra, benden sonra daha iyisi, yepyeni bir dolu zaman olacak ışıl ışıl, daha çok iyisi…” Oyunun sonu bu olmalı zaten; daha iyisi mutlaka seninle. İnanıyor olmak bir de… Olmadığı bir geleceğe.

Masa artık sessiz.

Beklenen bu değildi; söylediği gibi olmadı, gözler dolu kaldı. Ağlama çok sonra; artık hiç olmadığını, olmayacağını öğrenince. Oyunun adı konmamış, oynanıp bitmiş olsa bile masada kalan o bakışlar… Bir yerlere kaybolup bir yerlere kaçış.

Şimdilerde gökyüzüne bakıp ayın ardında, yıldızların arasında aynı bakışı aramak boşuna değildi; gözlerdeki doluluk. Yağmurda gezmek, her damlasında omuza dokunanı o sanmak.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir