Affedeyim Bir Daha Olmasın

Müzik çıtırtılı masa kirli değil ama dağınık halde, bardakları yarılamışız. Öyle cafe devirleri gelmemişti daha barlar da yoktu her köşe başında, olsa ne fayda parada yoktu. Biracılar vardı, bira vardı bir biracıdayız bira içmiyoruz ama olun adı biracı.

Sakarya moda idi o sıralar biz Tunalı da bir yerdeyiz. Masa da bir aldatılma hikayesi, öyle pat diye söylememe rağmen kolay gelinmemiş bir konu ama tam da oradayız. Anlatıyor çok zor olmamış bir itirafı bitsin diyormuş, bitsin istemiyor, yavrusu var ondan diyor ama değil, biliyorum bana da olmuştu bende öyle bir neden de yoktu. Affedeyim bir daha olmasın diyorsun içinden erkeklik filan kendi kendinesin vaz geçemez oluveriyorsun hani bir şey olsa içinde bir büyük pişmanlık olsa pişmanım dese kapatılsa hemen o an her şey unutulsa konuşulmamış olsa hemen şimdi kapansa ya da öyle bir sarhoş olabilsek her şeyi unutarak uyanılacak bir sarhoşluk anlattığım kalksak sabahında konuşulan her şeyi ama değil yok öyle bir şey.

Arkadaşlık, dostluk, bir damdan düşmüşlük birlikteliği anlatıyor. Çıkmazlarını az önce az önce olmasa da bitmemişlikte yaşamışım biliyorum. Anlatıyor her düşündüğü doğru, her inandığı da. Ağlıyor arada bitmesin dileği çoktan bitmiş biliyorum. Bardaklarımız da kaçıncı bitişi sallanarak çıkıyoruz yağmur mu yağmış az önce bir ıslağa. Bitmesin istiyor, aşık af edilecek her ne varsa hepsi kabulü, belki biraz ileri de gidiyor olanlar kendi suçu bile olabilir. Öyle olmalı diyecek söylesem ama söylemiyorum.

Sallanıyoruz ikimizde yılları buluyor sallantımız kopuyoruz görüşemiyoruz belki de görüşmek istemiyoruz o gece gibi akşamlara konuştuklarımızı yeniden deşmeye hiç ama hiç niyetimiz yok gibi. Bazı zamanlar bir masanın, bizden başkalarının da olduğu bir masanın iki ucundan bir bakış anlarsın ya bakışı desek uyar öyle bir bakış bir omuz düşüklüğü bir kırık kol yen içinde ki. Denizin kıyısına gidip anlatıyor artık o, ben başka şeyler yazıyorum, o masadakileri yazıyorum boyayıp, akşam üstlerini yazıyorum o günün akşam üstüne benzer, biz içerde konuşurken yağan yağmuru, camlarında tanelerini görüp yerlerin ıslaklığını yazıyorum. Sabaha karşı sallana sallana eve dönüşleri sarhoş, içmeden, içmiş, sabahlar ediyorum. Bir dolu Kuğulu park’ın o sabahlarına benzer sabahlar anlatıyorum masalarda, içinde anlatamadıklarımın olduğu bir dolu eften püften derler ya öylelerini.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir