Kuantumdan Günlük Hayata Soğumanın Hikayesi

Kuantumdan Günlük Hayata Soğumanın Hikayesi

Ben ne anlarım fizikten, kuantum fiziğinden ne anlarım; bakarım, bir şeyler okurum, anladığımı tam da anladığım gibi anlatırım, ben böyle anlıyorum ne yapalım.

Konu fizik olunca pek dalga geçilecek yanı yok; aman ha, ne olur ne olmaz. Kimya dediğinde aslında kankası, ha o ha öteki; patlar matlar, aman diyelim.

Ölçmeyince soğuyormuş. Tam da öyle; kız yaklaşır, arkadaşın içi gidiyor, geliyor mu geliyor. “Bakma bakma, huylanacak şimdi.” der, geçer gider; bakanı bulur. “Yaa hani bakma falan diyordun, ne oldu?” Bakmayınca soğuyormuş, bunca yaş sonra öğrendik.

Şaka şaka; şimdi sabah kalkıp güneşi yok sayıp “Daha sabah olmamış.” deyip vur kafayı yat, görmemezlikten gel güneşi; zaman geçince bak, “Nasıl olsa beni takmıyorlar, bakan yok, ışığımı da pek takan yok, ben söneyim bari.” der mi? Derse hani kutup ayıları buraya gelir mi?

Tabii bunların hepsi bu dünyanın fiziği; burada olmaz öyle şeyler. Parçacıkları soğutmak için çıkan fotonları saymıyorlarsa, biliyorsunuz ölçünce durum değişiyor ya; o dünyada, o tarafta ölçmeyince soğuyormuş. Soğuduğunu nereden anlıyorsun, o da onların “Bak şimdi.” diye anlattıkları. Ben ve benim gibiler, “Yok ya, vay canına.” diyerek… Neyse, öyle bile yapacak hâl yok; ağzı açık, ayran delisi gibi. Aman ya, ben anlattım ne anladıysam, siz de ne anlamadığımı anladınız değil mi?

Bakın işin doğrusu: takmadığınızda, bakmadığınızda soğuyor; onu zaten biliyoruz. Bir de laf eden, öyle şeyler yapan falan olursa bu fizik falan değil; duymamazlıktan gelin, pek takmayın. Ne dedi, niye dedi bir şeyler aramayın; dediği ile kalsın, soğusun. Hakikaten öyle olurmuş, olsun.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir