
Ağzına en çok, en çok beni sevdiğini söylemek yakışıyordu. Gözlerimi kapatıyorum; artık yoksun. Yaptığım şey seni unutmak olması lazım, nedense unutamıyorum. Daha fazla kalmak istemeyen bakışların… Bir camdan sen elveda demek istemeden, elveda bile demek istemediğinden bakıyorsun son defa. O bakış bir yerlere kazınıyor. Bir an, o an çoktan geçti; hiç olmadığı kadar uzun bir zaman. Zaman hiç sonsuza uzanmaz.
Kalabalıklara karışmak vardı yalnızlığı takıp koluna. O hikâye anlatacaktı; sen onunla olduğuna, kolunda olduğuna takılıp kalacaktın yürümelerde. Sözlerin neredeyse tamamı bakireydi; daha önce birine, bir başkasına söylenmemiş… Orada, o an içinden geldiği gibi; biraz da kucaklanmak isteyen hem de dolu dolu sevgiyle. Oysa kollarında sadece bulutlu bir gökyüzü, “ağlatma beni” bakışları… Gitmeden az önce sadece “beni, olmasam bile sev beni” dilekleri… Yürekten ağlıyor şimdilerde, her şey bittiğinde.
Tanımamış olmak vardı, hiç tanışmamış olmak. Kaleminden kalemim özlüyor olmalı. Yine de iyi bir insan olmanı istiyorum, istiyordum. Seni tanıdığım için “Ne güzel,” içimden öyle demek bile geldi.
Fırtına dikişlerini patlatmış sensizliğin; kanar gibi gökyüzü nasıl da ağlıyor. Sana ihtiyacı var şimdilerde onca kalabalığın arasında yalnızlığa. Her şey acımasız ve soğuk. “Ben soğuğu seviyorum artık,” demen geliyor akla; oysa hâlâ üşüyen benim.
