
Yağmur yağınca ıslanmayı severek ıslanan yürekler, her zaman soğutulmaya gerek duyan çok ısınmış makineler gibidir. Az sonra “Dur artık yeter, bundan sonrası pek iyi değil, buraya kadara yakın bir yere gelmiş haldesin,” hali… Yağmur bekleme hali anlayacağınız; “Yağmur da nerede kaldı?” beklentisi bir yandan.
Hayat bazı anlarda sıkıştırıyor böyle her taraftan, yerinde duramaz oluyorsun. Boş verebilirsin; onca badire, onca serüven… Onca olmasa bile kanırta kanırta yaşanmış aşklardan geçmiş birisin, oralarda dayanmışsın, bunlar sana vız gelmeli. Ha, şimdilerde söylenen bir laf var: “Modelin eski bee!” Model eskiyince parça da zor; sırf ondan bu kadar oflama puflama, yokuş yukarı performans eksiklenmesi… “Nereden çıktı ölen kim?” mısralarına gözyaşlarıyla eşlik etmeler… Hep bir takımda eksiklik, “Artık oynamayacak, jübilesini yaptı,” nakaratları… “Olmuyor, bu takımla yenemeyiz, nerede şampiyonluk; kümede kalsak iyi,” ruh hali.
Yağmur beklentisi… Yine de yağar be, geç kalmadan. “Bir umut ye,” diyor; umut fakirin ekmeği, biraz bayat yine de kemir, çok ısınıp patlamadan. Bir rüzgar, biraz üfleme, biraz sürahi ile üzerine su döksek mi akıl yürütmeleri… Kapat gözlerini, sen ne güzel hayaller kurmayı bilirdin; onlardan bir örnek, biraz benzeri… Hiç olmazsa aynısı zaten zor olur.
Umut denilen şey yenilip yutulacak bir nesne olmasa bile ağıza, gönüle yakışıyor; sakız gibi, naneli umut daha bir gönüle ferahlık. Sevgi dediğin ferahlık; nanelisi acı bibere döneni yenilir yutulur değil, ekmek içi su da kesmiyor acısını, yan gitsin hohlaya pohlaya. Depresyon dediğin, yat anlatla geçer bir şey değil; yapıyor bir şeyler. Çok sıkılan balon misali bir gerilme; patlasa vazgeçeceksin, patlamıyor. Bir tepende içine hava sıkılan balon… Soruyu bilsen, altından çıksan, sıra başkasına geçse… Olmayınca olmuyor.
Kolay gelsin.
