
Dolanıklık; sanki bir kargaşa, bir ortalık bulanıklığı, dengesiz seviyesiz karışmışlık hissi taşıyan bir kelime tadı… Öyle damakta bıraktığı. Bazı kelimeler aynen tatsız tuzsuzluk; damakta bıraktığı tadıyla uyuşmaz, beyinde yer aldığı hali başka olur. Dolanıklık da tam da böyle; olması gerektiği yere bir türlü yerleştiremiyorsun beyninde.
Birbirini tamamlayan, birbirine geçmiş, hani aşk yaşanması düşünülen, öyle olsun çok istenen birliktelikler benzeri bir anlam taşıyor. Dolaşıklık ses olarak benzer; farkı, damakta bıraktığı tadı bulanık, dengesiz, karışmışlık… Kelimelerle pek uğraşmak, hele bana hiç düşmez; koca bir vaaz…
Başladığınızda, yola çıktığınızda gitmek istediğiniz bir yer olsa bile sonunda nerelere uğrayıp nerelere gideceğiniz, sonu aynı yer olmayabiliyor. Yazı yazmak tıpkı böyle bir şey. Aşkın nasıl bir dolanıklık hali olduğunu, dolanıklığın kendi içinde bir çekim kuvveti taşıdığı gibi bir şeyler karalamak da olabilirdi. Kuantum mekaniğinde var olan tanımıyla; buradaki parçacığın bütün bilgilerinin (öyle diyebiliriz durumunun) ışık hızı bile yetişemeyen çok büyük aralıkları, mesafeleri bir anda diğer dolanık parçanın nasıl biliyorsa dansın beklenen figürünü yapar hale geçmesi… Üstelik anında!
Bir tango yaparken orkestra bir anda çaçaya döndüğünde; aynı katta bile olmayan eşinizin duymadığı orkestraya rağmen çaçaya başlaması… Hem de tam sizin karşınızdaymış gibi.
