Değerlidir yaşadıklarımız, yaşamadıklarımız, umutlarımız, bizim olan her şey, bize hediye edilmiş, bize ait, bizimle olan her şey. Değerlidir gözyaşlarımız. Bize aittir. Bizi terk eden o ıslaklık değil, vücudumuzun onu üretmek için verdiği gayrettir. Yitirilen yakınlar, kişiler, olaylar büyük, küçük can yakıcı iç acıtıcı, gidenin ardından döner dönmeze indirgenmiş duygularıyla. Bunca […]
Ayrancı, Aşağı Ayrancı da bir çay bahçesi vardı. Bahçesinde otururduk yazın daha gelmediği, soğukların içimize işlese de genç olduğumuzun kanıyla olduğumuz kışın içindeki baharlarda. Neresinden bakarsan bak delilikten bile öteydi yaptıklarımız. Bir gözleme, bir sıcak çaya öldürülecek ne kadar saat varsa kakara kikiriyle orada öldürür, geriye vakit bırakmazdık. Konuşacak o […]
Bizim ev nereden bakarsan bak, hemen her gün parti olan bir ev gibiydi. O kadar yaş günü vardı yetmezdi. Şu gün parti veriyoruz, haydi hop parti, parti olmasa ne yazar önce yavaştan bir kişi kapıyı çalar sonra her işi olmayan, dersi olmayan, olup da kaytaran, beraber birlikte olmak isteyen damlardı […]
Nasılsın öyle mi? O sorunun ne sorduğunu sende sorarken bilmiyor olmalısın. O masa çizgisine, kahve fincanının ardına sakladığın gözlerinin içinde ne olduğunu çözmeye çalışıyorum. O sorunun cevabını düşünüyorum. Neredeyse kırk yılın hesabını dökmem lazım sana, ama katlayıp bir garson hesabı gibi kağıdı üzerine sadece ’’bildiğin gibi‘’ yazarım. Sende ne verirsen […]
Kapı çalıyor sen geliyorsun. Senin geleceğini neredeyse hepimiz biliyoruz. Ama sen nasıl bir şeysin, adından başka kimsin bilmiyoruz. Giriyorsun içeri bir anıt gibi karşımda öyle tanımlıyordum daha sonra. Tanımadan kimseyi tanıştırıldın hepimizle, benimle. Gözlerin, bakışların durmadan bakmadan geçiyorsun, hayır dönüp bakıyorsun. Elimi sıktıktan çok sonra bakıyorsun. Kalabalığın ortasında birkaç saniyelik […]



