Cebinde paran var, olmasa da olur ama var, Gideceğin yere araç var, dolmuş, otobüs bilemedin taksi var. Ve sen yürüyorsun. Karanlık, akşam, akşamın geceye ulaşma vakti, geceye ulaşılmış vakitler. Sen yürüyorsun. Yürümek yalnızlığını, hüznünü veya yaşanmışlığın çoşkusunu yanına alıp, omzuna atıp, cebine koyup sıcaklığını avuçlarında hissederek yürümek. Yürümek paylaşılmayacak duyguları […]

Öyle denir ya tam da hani şu olsaydın, elinden şu gelseydi, şu koltukta otursaydın, şu kadar paran olsaydı. Bende on milyar hücren daha olsaydı. Sen olmasaydın yani başka bir grup hücren daha olsaydı. İçinde sormak istediğim dünyayı değiştirmek aslında. Dünya böyle olmasaydı. Sende bu dünya da böyle biri olmasaydın, sen […]

Hoşcakal

Zordur. Öyle “Hadi eyvallah” diyerek gidebilmek, “güle güle” diyebilmek gidenin arkasından el sallamak gülümseyerek. Kısacası vedalaşmak tam ve sıkıca hakkıyla vedalaşmak. Zordur. Kolayca anlatılır ama yaşaması o an ve içinde hele dönüşü hiç olmayacakmış bir his bile varsa zordur. Gözünün içine bakarsın. En güzel pozun kalsın gözünde gülümsersin. Olmaz, olmadığını […]

Kötüdür, polisiye bir olay da değildir arkadan vuruluşun. Vurulduğunu bir tek sen bilirsin üstelik kıvrılıp yere düşene kadar vurulduğunu kimse de bilmez. Eğer ağır bir yara değilse vuruluşun sen de o kadar belli etmez yaranın üstüne bastırıp elini bir sahte gülümseme ile belli etmez kendi kendine kalıncaya kadar yaranı göstermezsin. […]

Çok uzun yıllar ötesinden bir şarkı duydum, epeydir duymamıştım, öyle kendisi gibi bir şarkıydı getirdi bütün hatıraları önüme attı. Çok eski derken hatıralar çocukluğumun eski zamanlarına yani çok çocuk olduğum zamanlara ait. Kim söylerdi onu bile bilmiyorum ama bir masada bir toplantılı masada o şarkıya nasıl olurda sıra gelirse kollarını […]