Sahilde Bir Sabahın Düşündürdükleri
Bir bahar sabahı bende bir korku var, kimsede kalmamış olmalı ki ben kazaklar kabanlar, onlar t shırt şort, neyse bir kaç kişi dışında henüz denize gireni pek yok. Bir taraftan…
Bir bahar sabahı bende bir korku var, kimsede kalmamış olmalı ki ben kazaklar kabanlar, onlar t shırt şort, neyse bir kaç kişi dışında henüz denize gireni pek yok. Bir taraftan…
Özlememiş olmayı çok isterdim; söz verildiği gibi olmadı, olmuyor. Birbirimizi özlemeyeceğiz, değil mi? O kadar kolay bir baş sallamasıyla kabullenmeydi; olmadı, olmuyor. Sonra içini kemiren o duygu olarak yerini alıyor.…
Her anın bir değeri, bir bedeli ve bir nedeni vardır. Önceden, çok önceden hazırlanmış; “tam cuk oturdu” denilecek diye planlanan anların ve zamanların çoğu nedense hep biraz kayar. Bir türlü…
Bir bahar sabahına uyanmak… Hem sıcak bir “günaydın” ile hem sıcacık bir güneşle hem de o karatavuk dedikleri, tavukla hiç ilgisi olmayan o taklitçi kuşun güzel sesiyle uyanmak. Hepsi tamam.…
Yağmur yağmasa bile, sabahın güzelliğine rağmen içimde bir çisenti var. Bir pıtır pıtır serinlik… Sanki “Şemsiyeni al yanına, öyle kalk yataktan” diyen bir hal. Mutlu, gülümsemeli bir günaydın bile yetmiyor.…
Dünyadan kaçmak için, gerçeklerden kaçmak için yatılan bir uykuda kabus görmek… Doğrusu bu. “Rüyada kabus görmek zaten olur,” demeyin. Epeydir rüyada görmediğiniz kabuslar, uyanınca komodinin üstünde bir bardak su gibi…
Nasıl oluyor bilmiyorum ama oluyor. Telefonun ucunda birinin artık olmadığını biliyorsun. Yüreğine oturuyor. Gidişine elveda bile dememiş olduğun geliyor aklına. Sanki zamanın çok eskilerinde bir yerde gitmiş. Ne zaman, nasıl……
Karamsarlık, depresyonik oyun havaları, siyah bulutlar… İç karartan ne kadar ruh hâli varsa bilirim. Hepsi ya sırayla ya da orkestra eşliğinde, bando mızıka gibi cebimden, kolumdan, sırtımdan, gözümden, kaşımdan, burnumdan…
Güneş batıyordu. Bir yerlerde güneş yeni doğuyor olmalıydı. Aniden, bir bıçak gibi içime giren o şarkı… Çok iyi bildiğin bir dildeydi üstelik. İçime kıvrılıp rahat bir kedi gibi mırıldanarak yerleşmeye…
“Gel, çayından bir yudum al. Ben de daralmışlığıma biraz ara vereyim. Derin olmasa bile durup soluklanayım. Sen dert etmezsin, anlamaz gibi yapmayı iyi bilirsin” dediğinde, çayımı elime alıp nefeslerini saymayı…