
Pat diye orta yerden girilen bir konu bu anlatacaklarım. Pek ilgi duyulacağını da beklemiyorum. Olgunlaşmamış meyvelerin yaptığı karın ağrısı; dert bile edilecek durumu yok, bahar olur öyle şeyler. Evet, bu insan olunca; daha doğrusu kendisini birilerinin anlattığı, beğendiğim mağara çağında kalmış kafasıyla yaşarken kıyafet giydi, yedi, içti diyerek kabul görmüşlüğü kendisine lütuf bile saymadan, hak görerek var olmuşlara… Hani “Sana ne?” derseniz; evet bana ne! Aynı ortamı, aynı ormanı… Onların bulunduğu yerler ne kadar lüks olursa olsun orman alanı sayılır. Paylaşmayınca, geçerken uğradım kabilinden bisiklet turu geçer gibi bir halle var olup her neyse; oralarda kalsınlar onlar.
Aklın kullanılabilmesi bir eğitime bağlıdır. Babadan, anneden yenilip içilirken, okunurken; özellikle sadece okumak değil, bir telefon rehberi bile olsa içinden sana bir katkısı, bir bırakılmışlık hali yaratmıyorsa… Herhangi bir tartışmayı, bir diyaloğu sadece kendini var etmek için, sadece konuşma sırası bekleyerek sürdürünce; karşısındakini dinlerken “Ne diyor, neden diyor, ne demek istiyor?” merak etmeyince; film izlerken içine bir şeyler katmıyorsa, yönetmen “Ne diyor sana?” pek umursamayınca; resme “Rengi salona uyar” tarzı bakıp alınca; “İleride para kazanırım” (o da akla yatkın düşüncesi) varsa… O bataklığa çizme aramadan, daha doğrusu girmeye yeltenmeden, bir an önce çıplak ayakla bile… “Yıkarım çamuru, çabuk çıkar,” diye bile düşünmeden, bir an önce daha yakına gelip sivrisineğiyle bile bile tanışmadan, kokusunu duyar duymaz ne olur ne olmaz diyerek uzaklaşmak en akıllı yol.
Felsefe, sanat, kitap, müzik öyle herkesin masaya oturup aklına ne gelirse söylemesi hiç değil. Masa hiç oturulmaz da değildir; masaya oturulup ne konuyorsa masaya, oradan bir şeyler alabilmek… “Bir şeyler tırtıklayabilir miyim?” argosu değil, yani “Bir şeyler edinebilir miyim?” çabasını edinebilmektir. “Ben şunu, ben bunu okudum; ben bunu seyrettim; ben bak buraları gezdim, buralarda dolaştım”lar… “Sana ne kattı?” sorusunu sordurmadan, daha hissettirerek “Bende var,” diyebilmektir.
Orta yerden gümbür neler dendi. Bir hal hatır sorması, herhangi bir aşağılama değil; “Orada durma, ya gel ya git,” anlatabiliyor muyum? Para pul o kadar, hem de hiç önemli değil. Bitirilmiş okullar hele hiç değil. Sadece var olmayı; var olurken güzel duvarlarla, sağlam duvarlarla, temeli doğru yapılarla var olmayı anlatmaya çalıştım. Orada var olun, orada kalın.
