Belki de Bütün Mesele Bundan İbaret
İnsanoğlu pek çok şeyi aynı anda ister. Beğenir, beğenmez, yetmez der, yeter der, sonra bir daha ister. Aslında en sonunda hiçbir şey yetmez. Doymak dediğimiz şey yalnızca kısa süreli, geçici…
İnsanoğlu pek çok şeyi aynı anda ister. Beğenir, beğenmez, yetmez der, yeter der, sonra bir daha ister. Aslında en sonunda hiçbir şey yetmez. Doymak dediğimiz şey yalnızca kısa süreli, geçici…
Geceydi, gençtim. Islanmıştım. Yağmur, her zamanki gibi benimle uğraşmış ve yine kazanmıştı. Gecenin daha başlangıcıydı, önünde uzun bir zamanı vardı. Rüzgârı da yanına almıştı. Masanın öte yanında, geç gelmiş olmasına…
Yine yağmurlu bir sabah. Bir tren yolculuğunun Haydarpaşa’da biten sonundan hemen önce, Ayten’le “Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da” şarkısını mırıldanışımız geliyor aklıma. Şairin üzerine şiirler yazılmış Ayten’i değil, bizim Ayten’i.…
Elinde bir eksiklik var uzun zamandır. Vazgeçilmişlerden oluşan bir demet gibi, yokluğu hissedilen bir şey. Bu eksiklik yalnızca senin tercihin değil. Sensizliği seçmiş olanların da payı var. Eksik dediğin şey,…
Bunalttı beni bu yağmur. Dizi izlemek bile bazen zevk vermiyor artık. Oysa bilirsin, ben yağmuru çok severim. Sen gelecek olurdun, beklerdim. Yağmuru seyrederken zaman daha çabuk geçerdi. Koltuğumun altında kuş…
Canın isteyince, isteğin ortaya çıkınca; içinde, yüreğinde yokmuş gibi duran şey olur ya, olur işte. Yanına uzandığında feleğin zamanı atıştıran, yiyip bitiren canavarını umursamaz olursun. Kelimelerle oynar gibi evirir çevirirsin.…
Nasıl birbirine denk gelir bilinmez. Olur, kaybolur, var olur. İz bırakır, düşlere girer, akla takılır. Rüzgârla gelir, bırakır gider; ıssız bırakır ama hep yanında kalır. Eline, cebine atsan oradan çıkar.…
Kafanın bir yerinde, sanki başka zamanlar ve başka yerler var. Henüz gidilmemiş, belki de hiç gidilemeyecek. Varlıklarını biliyorsun ama adını koymuyorsun. Bir gün aniden ortaya çıksalar, çok da dert etmeyecek…
“Özlemişim,” diye düşündü; eklerin bir ucunu ısırıp ağzına çok eskilerden tanıdık bir lezzet gelince. Durdu, düşündü. Epeydir tatmadığı lezzetler aslında o kadar da fazla değildi. Mesele lezzet değildi. Çok fazla…
Sinekle, böcekle bile yaşanılacak o kadar çok şey vardı. Yaşandı bitti diyemeden bittiğini kabul etme şansı bile olmadan, onca yaşanmışlığı cebine, bir yerlerine sokuşturmuş halde kaldın. Üstelik bundan pek de…