Bir Gün Batımı ve Söylenemeyen Elveda

Bir Gün Batımı ve Söylenemeyen Elveda

Nasıl oluyor bilmiyorum ama oluyor.

Telefonun ucunda birinin artık olmadığını biliyorsun. Yüreğine oturuyor. Gidişine elveda bile dememiş olduğun geliyor aklına. Sanki zamanın çok eskilerinde bir yerde gitmiş. Ne zaman, nasıl… Tren raylarının makasları gibi bir yerde yol ayrılmış da o çoktan başka bir yola sapmış.

Yalnızlığa terfi edişin epeydir sürüyor. Rütbeleri omzuna kısa aralarla takıyorsun. Artık ne dendiğinde, ne denmediğinde, hepsinin kriptolarını bir çırpıda çözer gibi oluyorsun. Bir nefes alışı kadar kısa bir zamanda.

Oysa çoktan unutulmuş olması lazım.

Neden hâlâ aklında?

Neden o kısacık kalmış listelerde hâlâ bir yeri var?

Bazı gün batımları var… Zamanın suikastçısı gibi. Ortasına bir fişek, bir bıçak… Yanında ne taşıyorsa artık. Bir anda. Sonra etrafındaki can dostların telaşı: “Ne oldu?” şaşkınlığı. Ardından hafif bir rahatlama: “Tamam, geçti.”

Mırıldanmalar, sürtünmeler…

“Canım, yok, geçti geçti…” diye yatıştırmalar.

Ama bir bakıyorsun, koyduğun yerde değil. Zaten orası yeri değilmiş gibi. Hep aynı koku ama artık alamıyorsun. Bilemiyorsun. Nostradamus taklidi yapacak halin yok. Zaten sende olsa olsa çuvaldan bir kostüm olur. O kadar abes. Bir de kendini bilmiyorsun. Belki de en üst mertebe bu.

Sessizlik insanı aptallaştırıyor. Gerçi zaten öylesin. Bunun karşı fikri yok sende, biliyorsun. Yine de iyi ve güzel bir şeyler olsa… Yanında dursan, bir poz versen… Paylaşmana bile gerek yok. O an yeter.

Kumların arasına karışmış olmalı o depresyonik gazlar. Her adımda biraz daha kafayı alıp götürüyor. “Durun, bekleyin, nereye?” diye sormak da yok. Tembellik eli ayağı kesmiş. Sadece gözler takipte.

Bari güle güle deseydin.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir