
Hayatta bazı “nereye gideceğini bilememe” hali vardır. Bunlardan en sağlıksızı, aşırıdır. Söyleyince hoş gelen bir kelimedir; daha benzeri bir duygu yoktur. Beyni sağlıksız bir hale getirir. Yenilenin, içilenin, yürünenin, koşulanın, inilenin, çıkılanın nasıl bir sağlıksızlığı varsa beynin de bir yere kadar olan hali vardır.
Aşırı sevgi, çok fazlası aşk, beyin için sağlıksız bir haldir. Beynin hakikaten hastalıklı olduğu haldir aşk; bilinen hiçbir yoldan gitmez, sağlıklı düşünemediğini biliriz hepimiz. Çok zevk verir bir haldir; beynin kontrol edemediği bir haldir aynı zamanda. Nereye gidileceğinin bilinmediği bir haldir. Buraya gelince… Beynin, beyni çok karıştırmayalım, o tamam; o akıl da onun sinapslarının ürünü… Ne yapacağını, nereye gideceğini bilemez hale, duruma nasıl getirir insanı? Bırakır zincirlerini, boşaltır. Hırs nasıl yönetilemez hale getirir aklı? Tamam; salgılar filan, kimyası mutlaka vardır, yasaklı maddelerin yasaksız bir şekilde vücutta üretilme durumu olabilir ve bu duygu nasıl insanı kuralsızlığa mahkum eder… Hırs denilince mevki, para, mal, mülk hepsi içinde. Biriktirme, “Benim olsun, bende kalsın,” vazgeçmeme, vazgeçememe…
Hemen kendimizi yoklayalım; kimseye, bir şeye bakmadan, söylemeden, içimizden, kendi aynamıza kendimize “ayna ayna” sohbetiyle belki… Sonra etrafa bir bakalım: O yasaklı olmayan, yasaklı madde gibi davranan madde kimlerin bedeninde var, kimleri esir almış? Yakınlarınıza, çevrenize, daha büyük yerlere… Bakabildiğiniz, gözünüzün uzanabildiği yerlere, durumlara… Size uymadığını düşündürten bir şeyler, birileri var mı?
Baktığınızda ne yaptığını bilememe hali nerelerde, kimlerde var?
