
“Maymun olabilmeliydim,” diye düşünürüm bazı zamanlar. Uzandığım, tuttuğum dala güvenebilmek… O dalı bir anda, en ihtiyaç duyulduğu anda bulmak ve seçebilmek… Belki de insanoğlunun en beceremediği… Sadece bensem, o kadar çok sevinirim böyle olmadığına; seçemeyenin, o dalı bulamayanın bir tek ben olmama…
Çoğu zaman bir şeyleri seçmek durumuyla gider hayat; bineceğin otobüs, giyeceğin giysi, yiyeceğin yiyecekler… Beraber yol yürüyeceğin kişiler, arkadaşlar, eş, sevgili… Beraber büyüyeceğin çocuk, çocuklar… Akrabaların; ben seçmedim, yakınımda duran bir daldı, arkamı yaslandığım bir çınardı.
Neleri doğru seçerek buralara gelmiş olabiliriz, neleri yanlış seçerek? Ya bizi taşıyamadı, ya kırıldı, ya vazgeçti, elimin ucundan kayıverdi, bıraktı… Düşerek, kalkarak buradayım. Bunlar, pişmanlıklar listesinin dalları da olabilir.
Yine dönelim maymuna; bu kedi de olabilir, maymun (dal) daha görüneni… Bazı anlar, hele bir başka düşmanından kaçıyorken (bu, kendi türü olma ihtimali yüksek) onu taşıyamayacak dalları da bir an için tutup bırakarak, onlara hiç güvenmeyip kullanarak… Kedi de öyledir; bastığı yerlerin çoğu o geçtikten sonra yıkılır, çöker; hatta devirdikleri ayrı… Bir anlık, onları bile seçerek nasıl yol alır…
Hayatın böyle örülü olması… Neyle, nasıl karşılaştığın… Seçimlerin için tercihlerini hangi duygu, bilgi ve içgüdülerle, nasıl bir koku, nasıl bir görme becerisi senin olmuş, sende kalmış? Nasıl eğitilmişsin tercihlerinin konusunda? Düşmeyi, düşünce kalkmayı, kalkıp yeniden koşmayı öğrenebilmiş misin? Hangi ağacı seçmişsin, hangi dalına gitmişsin? Kendini nereye götürebilmişsin, getirebilmişsin, gelebilmişsin, gelmişsin…
Maymun olabilmeyi bile becerememiş olmak… Tercihlerin çoğunun senle gelmemiş olması, senin onlarla gitmemiş oluşun… Senin etrafında dalların sana el uzatmamış olmaları; sen tutunamadığından değil, onlar seni tutamadıklarından… Ne de çok, nerelerde şimdiler… Belki yeniden… Hani bir “pişmanlık ormanı” da olmamalıydı, olmamalı hali…
Nereden çıktı bu? Maymun belgeseli seyretmekten…
