Hayatın Fizik Kuralı Biri Bize Dokunsun

uzay

Uzayda öyle durup dururken biri, bir şey, bir madde, bir parçacık size dokunsa durup bakar mısınız, ses çıkarmaz mısınız? Dokunduğunda sizde bir yerlere doğru, bir de ortadan, tam merkezden vurmadıysa, dokunmadıysa hem de döne döne hareket eder miydiniz?

Hemen “Hayır,” deyip bütün kuralları başka hale sokmayın. Başka biri, bir şey sizi tutmuyorsa, tutunmuyorsanız bir yere, başka bir şey size dokunmuyorsa, dokunmamışsa bir yerlere gidersiniz; bilardo topu örneği hep verilir. Hem uzaydaysanız biri size “Dur,” diye dokunana kadar da gidersiniz.

“Yok efendim, kimse beni bir yerlere sürükleyemez, kimse bana bir şeyler yaptıramaz, olmaz, kimse beni yönlendiremez,” algısı, savunması, direnişi işte gelip fiziğe yaslanıyor, dayanıyor. Siz hangi kuvvetle, nerede, nasıl, neye karşı nasıl duracaksınız? Bunun kuvvetleri, bileşkenleri ne? Daha önce hangi güçlerle buraya, buralara kadar geldiniz? Bileşkeleri ne duruşunuzun?

Ben anlamıyorum nasıl, nereye gidiyor; madde, hayvan, insan, eşya için… Öncelikle insan için ne kadar soruyorsunuz, aklınızdan ne kadar soru geçiyor, geçti? Öyle değil mi?

Sormayanlar; nereye yol aldıklarını, hangi dokunuşla nereye gittiklerini, istediklerinin de bu olduğu yollarının, tercihlerinin yolunda hem de ivmelenerek… Kuralda ivmelenme de var. Hızlanarak yola devam… Sonsuza kadar… Hadi canım, sondan bir önceye kadar diyelim.

Size hiç öyle gelmiyor mu? Ortalık yerde biri bize dokunsun, nereye iteklerse, dürterse —bilardo terimiyle— o tarafa bir de ivmeleniriz. Son sürat olmasa bile sona doğru geçeriz; bir dolusunu en ön olmasa bile önlerde bir yerlere.

Hocanın “tel koyun” hesabıyla ödeme yapma hikayesi gibi… Nasıl da gülersiniz peşini görünce, denir mi?

Hayatın fizikle içli dışlı olduğu haller böyle; fiziği safsata sanmayın, hayat da fiziğin kuralında.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir