Kötülüğün Sahnesinde Alkış Bekleyen Bir Dünya

nereye-gidiyoruz

Takıntılı biriyim, elbet. Kendime göre iyi biri sayılmam. Bana “iyi” diyenlere de pek iyi gözle baktığım söylenemez. Hele bana hiç.

Buraya nereden geldik?

Bir ara sordum: “Nereye gidiyoruz?” diye. Cevap aldığım pek olmadı. Duydum söylediklerinizi. Hatta “Nereye gidiyorsan git” diyeniniz bile oldu. Hadi yumuşatalım, olmuştur diyelim.

Benim nereye gittiğim çok da önemli değil. Zaten iyi biri değilim. Orada buluşmayı da sizin için pek istemem. Ama yine de aynı mekânı, aynı masayı, belki aynı şehri, aynı havayı paylaştığımız zamanlar olmuştur.

“Nereye gidiyoruz?” derken kastettiğim şey aslında buydu. Aynı trene, aynı memlekete, aynı şehre, aynı dünyaya ait olduğumuzu düşündüğümden sordum. Hani aynı sandığın içinde, aynı salın içinde gidiyoruz ya… O yüzden “biz” dedim. Yoksa nereye gidersen git, bana ne.

Artık dünyanın, hatta evrenin bile iyilere pek ihtiyacı kalmamış gibi geliyor bana. Elbette hâlâ az da olsa iyiler vardır. Ama ihtiyaç kaldı mı, emin değilim.

“İyi biri değilim” dememin sebebi de bu aslında. Belki bana hâlâ ihtiyaç vardır demek için.

Düşünün… Siz iyi birisiniz. Öylesiniz, eminim. Belli bir yere varmışsınızdır ya da varacaksınızdır. Hep iyi olarak. Ama gerçekten ne yaptınız? Ne yapıyorsunuz? Sabah uyandığınızda “Aa, biri bırakmış” diyerek kucağınıza düşen bir şeyler oldu mu? Size ait olduğu söylenen, “Bu sizinmiş, burada kalmış” diye verilen şeyler… Gerçekten vermeden bir şeyler bulabildiniz mi?

Aslında dünyanın hâlini yazmaya çalışıyorum. Ama hep dönüp dolaşıp bireysel bir yere sıkışıyorum. Küçük hesapların, kolay hesapların, kısır döngülerin içine. Daha iyisini vermeye hazır görünen patronun, yine de “Bir deneyelim, daha önce tutmuştu” diyerek masaya koyduğu o umarsız tekliflere sığınıp kalıyorum.

Gerçekten dünyanın iyi insanlara ihtiyacı yok gibi.

Kötüler var. Onlardan daha kötüler var. Ama her biri kendini “Ben iyiyim” diyerek anlatıyor. Sonra daha kötüyü bizim tercihimize bırakıyorlar. Sanki dert ediyormuş gibi, sanki fikrimizi önemsiyormuş gibi.

Oysa tek istedikleri şey belli: Alkış.

Gösteri bitince selam verip cukkayı cebe indiriyorlar.

“Ne ala,” diyorlar. “Bir dahaki gösteride yine bekleriz. Bu sefer daha yeni kötülüklerimiz olacak. Sen yine seyret, yine alkışla.”

Narsist bir sahne bu. Alkış hep lazım. Yeter ki o alkış olsun. Masadaki yiyecekler dekor. Çıkarken sakın dokunma.

Gösteri bittiğinde ise tek bir cümle kalıyor: “Defol.”

Başka sefere… Başka bir gösteride…

Belki daha çok aşağılanacaksın. Ama yine de seyretmen beklenecek.

Yine olmadı işte. Yine aynı eziklik, aynı takıntı. Bir türlü ne deneceğini tam anlatamıyorum. Dilimin ucunda ama çıkmıyor. O dönen oyunu anlatacak kelimeyi bulamıyorum.

Hep söylüyorum ya…

Beceriksizlik benimkisi.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir