
Hayatın en güzel, en rahat yaşanır hâli, bunu bir başkasına söylemeye bile gerek duymadan, “Ben aptalım” durumunu kabullenebilmektir. Yapay zekâ bile sana bir şeyler kakalamaya çalışıyorsa ve sen bunu fark edip kabul ediyorsan, bunda hiçbir mahsur yoktur. Bu, aptal olduğun anlamına gelmez. Tam tersine, çoğu zaman bu kabulleniş seni korur.
Dolandırıcıların en çok çalıştığı ve en başarılı olduğu alan da tam olarak burasıdır. “Kimse kapmasın, ben önce davranayım” düşüncesiyle masaya herkesten önce uzanan elin büyümüş, profesyonelleşmiş hâlini kullanırlar. Bütün üç kâğıtların, tuzakların temelinde “Ben herkesten akıllıyım” düşüncesiyle atılan adımlar ve alınan riskler vardır.
“Ben aptalım” demek ise bu yolu bir noktada tıkar.
Bildiğin, kullandığın herhangi bir şeyi ya da bir durumu, senden daha iyi bilen bir eğiticiden bir kez daha dinlemenin sana genellikle bir zararı olmaz. “Ben bilirim” hâli, emniyet kemerinin takılmadığı o an gibidir; faydasını genelde ihtiyaç anında hatırlarsın. “Bana bir şey olmaz”ların nelere yol açabildiğini hepimiz az çok biliriz.
Bazı zamanlar, özellikle ikili ilişkilerde, aptal olmanın değil ama aptal gibi davranmanın, üstelik aptal gibi görünmeden, kişisel faydaları çokça görülmüştür. Aynı davranışları tekrar tekrar tartmak, isyan etmek, olay çıkarmak; kaybetmesen bile kazanan sen olsan dahi, kırık ayaklı bir sandalyede “tamam, şimdi oldu” diye rahatsız şekilde oturmanın bir faydası yoktur.
Üstelik “Ben akıllıyım” desen bile, sonunda hep “ya o ya bu” seçenekleriyle karşı karşıya kalırsın. Çok daha fazlasını kaybetme ihtimali varken, neden yaptım diye düşünmektense; o noktaya gelmeden önce, içinden sessizce “Ben aptalım” deyip, bunu dillendirmeden, hafifçe bir “Tabii, sen haklısın”la pek çok şeyi erkenden çözmek mümkündür.
Aksi hâlde, çok önceden halledilebilecek bir meseleyi yapmamış olmanın pişmanlığını belki de yıllar boyunca sırtında taşımak zorunda kalırsın. Oysa yapılması gereken yapılır, konu kapanır ve insan bazen sadece bunu yaparak bile kendine büyük bir iyilik etmiş olur.
