Rengarenk Ne Olduğu Belli Olmayan

Bir Fransız radyosu çalan, 50’lerin bir şarkısı avazı çıktığı kadar avazı o kadar dışarının gürültüsü karışmış dar bir dairesel merdiven kirli, bir uzun topuklu ayakkabı devrik basamakların birinde çiftini kim bilir nerede kaybetmiş, buralarda olmalı yakın. Kirli pencere camı kirli bir gökyüzü bir Paris içine hüzün kaçmış solusan biraz toz biraz ozon biraz ıslak toprak kokusu, camın ötesinde bir Arnavut kaldırımı parke yol, bisikletli bir pardesü içinde kim var çın çın bir bisiklet şıngırtısı.

siyah beyaz

Balkonun demir parmaklarından uzanmış iki ayak boşlukta sallanan eski ayakkabılar ayağında, müziğin ritmi bir başka düş olmalı onun gördüğü.

Yanında getirmesen olmazdı.

Bir yatak ayaklarını kurşun yağmuruna tutmuş topuklular baş ucuna yakın orada çıkarılmış, yorgunluğun sabahı yataktan çıkmak yok, gözlerime bak, aç gözlerini, bir sonsuzluğun başlangıcında olmalı bir Paris bir yerlerinde kilit takılacak anahtarları, beğenmiyorsun okyanusun tam ortası çıkıp gelip açmasınlar kilidi.

Bir göğüse yatış, yürek sesleri simdi bile kulaklarında.

Bir kilise adanın yüksek bir yerine o zamanlar moda değil kimse bilmiyor yalnız sen ne cesaret.

Rengarenk ne olduğu belli olmayan kırçıllı adı kahverengi olan kazağın. Ellerinde eldivenler, sıcak bir avuç eldivenlerin yerine.

Bir bisiklet çın çın. Bir şarkı bağıra bağıra çalan radyo da, ses şehre karışmış, balkondan aşağı sarkılatılmış ayaklar.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir