Öncelerde Günlük Sonra Aylık

Dağa tırmanan taşlı topraklı yolda tekerlerinden taş fırlatan ardında toz duman kıvılcımlar bırakan bir canavar araç gibi başlamıştı yaşama. Öyle gecesi gündüzü olmadan kafayı bir şeylere takmadan bir sürü tırmanılan dağ, dağ değildi küçük tepeler.

Bilmediği tanımlamadığı işaret bile etmediği gözüne kestirmişliği de olmayan bir yerlere koşturdu. Hiç bir şeye hazırlığı yoktu, gerek de yoktu ona öyle geliyordu o sıralar. Bulvar Cafelerde oturup içtiğini eleştirip saatler geçirirken derdi sadece o an dert ettiği neden dediği niçin dediği yudumladığı derdiydi.

hikaye

Hiçbir zaman yaşamayacağı çılgınlıkları yaşamış, sevgileri gerçek hem de görmüş burun kıvırmış, bir oyun öyle kuralı az yok bile oynaması basit öğrenmesi basit bir oyun.

Ve bunları bekleyen bir araç gibiydi.

Masanın öteki ucundan sesi hafif geliyordu ben anlatayım siz duymayın.

“İnsanın bitimi birden olmuyor. Çocuğun elindeki çalar saat gibi nasıl olmuşsa ele geçirmiş önce saniyenin üstüne basıp hareketini durduruyor, sonra yelkovan kımıldamasa bile en uzun, göze batıyor, akrep son kalan ve yukarıda zil tokmağı ve çan sesi kesilsin birazdan olsa bile çalmasın.

Saniye gitse de insan boş ver diyor o kadar dert etmiyorum zamanı artık saniyeleri ölçemiyorum. Yelkovan gidiyor dakikalar da önemli değil beş dakika önce on dakika sonra ne fark ediyor ki bol bol zaman var, akrep gidince biraz irkiliyor insan artık zamanla ilişkisinde artık sadece takvim kalıyor. O da ilk öncelerde günlük sonra aylık sonra üç aylık yapraklar”.

Nasıl güzel tarif ediyordu.

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir