Tutunacak Dal Kalmadığında Rüyalara Sarılmak

gunbatimi

Canın isteyince, isteğin ortaya çıkınca; içinde, yüreğinde yokmuş gibi duran şey olur ya, olur işte. Yanına uzandığında feleğin zamanı atıştıran, yiyip bitiren canavarını umursamaz olursun. Kelimelerle oynar gibi evirir çevirirsin. Düş kurar, kek kalıbına yerleştirir gibi düşüncelerini beyninin çarkına oturtur, ortaya koyuverirsin.

Çoğu zaten sanki birlikteymişsiniz gibi, yanı başındaymışçasına yaşanmıştır. Dinlenmiş müzikler, anlatılmış hikâyeler, dökülmüş öyküler, boşaltılmış kadehler, oturulmuş masalar… Gün batımları seyredilmiş, gecelerde dolunay beklenmiş, şiirler yazılmış, okunmuş, eller tutulmuştur.

Başkaları da anlatmıştır bunları. Başkaları da yapmıştır önceleri. “Geçilmemiş yer yol değildir” diyen uyarılara pek aldırmadan, hep yaptığın gibi aynı yolu bir kez daha denersin. Yokluğu, yoksunluğu hiç tanımamış gibi davranarak. Üstelik aynı şeyi tekrar yapar, aynı beceriksizliği, aynı sakarlığı üstüne koyarak.

Hey yavrum hey, garibim… Yaşayamadığı dünyayı, evreni yeniden kurgulayan onca insana, varlığa rağmen; eline sihirli olduğuna inandığın değneği alıp koskoca rüyalara dalarsın. Oralarda yaşarsın.

Başka tutunacak bir dal yok demeye ramak kalmışken, bir de bunu çok zaman önce keşke diye başlayan pişmanlıklar eklenir yanına.

Yorum Bırak

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir